Yazar: Mehmet Şirin Korkmaz

  • Türkiye’ye Giriş Yasağı (Tahdit) Kodları Nedir? Nasıl Kaldırılır? (2026 Güncel Kapsamlı Rehber)- İzmir Göç Avukatı Mehmet Şirin KORKMAZ

    Türkiye’de yabancılar hakkında uygulanan tahdit kodları; kişinin Türkiye’ye giriş-çıkışını denetleyen, vize ve ikamet izni işlemlerini, çalışma izinlerini, sınır dışı edilme süreçlerini ve vatandaşlık başvurularını doğrudan etkileyen idari kısıtlama verileridir.

    Uygulamada her tahdit kodu aynı hukuki sonucu doğurmaz ve her kod yabancının Türkiye’ye kesin olarak giremeyeceği anlamına gelmez. Bir kısmı doğrudan icrai ve yasaklayıcı nitelikte iken, bir kısmı idari bildirim veya ön izin şartı ihtiva eder. Bir yabancı hakkında tahdit kaydı bulunduğunda; yalnızca kodun harf ve numarasına değil, kaydın hangi somut gerekçeyle tesis edildiğine, giriş yasağı veya sınır dışı (deport) kararı bulunup bulunmadığına ve tebligat durumuna bütüncül olarak bakılmalıdır.

    Tahdit Kodu, Türkiye’ye Giriş Yasağı ve Sınır Dışı (Deport) Kararı Arasındaki Fark

    • Tahdit Kodu: Göç İdaresi Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü veya ilgili kamu kurumları tarafından sisteme işlenen alfanümerik idari kısıtlama/takip verisidir.
    • Türkiye’ye Giriş Yasağı: 6458 sayılı YUKK’un 9. maddesi uyarınca tesis edilen ve yabancının ülkeye girişini belirli bir süre veya süresiz olarak engelleyen idari işlemdir.
    • Sınır Dışı (Deport) Kararı: 6458 sayılı Kanun’un 52 ve devamı maddeleri gereğince valilikler tarafından alınan, yabancının menşe ülkesine veya güvenli üçüncü bir ülkeye gönderilmesini emreden icrai işlemdir.

    A’dan Z’ye Tahdit Kodları, Hukuki Nitelikleri ve Giriş Yasağı Süreleri

    1. Ç Serisi Tahdit Kodları (Vize İhlali, Yasa Dışı Faaliyet ve İdari Yaptırımlar)

    • Ç-101 (10 Gün – 3 Ay Arası İhlal): Vize/ikamet/çalışma iznini 10 gün ila 3 ay arasında ihlal eden yabancılara konulur; 3 ay süreyle giriş yasağı getirir.
    • Ç-102 (3 Ay – 6 Ay Arası İhlal): İhlal süresi 3 ila 6 ay arasında olan yabancılara uygulanır; 6 ay süreyle giriş yasağı ve deport kararı doğurur.
    • Ç-103 (6 Ay – 1 Yıl Arası İhlal): İhlal süresi 6 ay ila 1 yıl arasında olan yabancılara konulur; 1 yıl süreyle giriş yasağı uygulanır.
    • Ç-104 (1 Yıl – 2 Yıl Arası İhlal): Yasal kalış süresini 1 ila 2 yıl arasında ihlal eden yabancılara 2 yıl süreyle giriş yasağı getirir.
    • Ç-105 (2 Yıldan Fazla İhlal): Yasal kalış süresini 2 yıldan fazla ihlal eden yabancılara 5 yıl süreyle giriş yasağı uygulanır.
    • Ç-113 (Yasa Dışı Giriş-Çıkış Yapanlar): Sınırları gayriyasal yollarla aşan veya teşebbüs edenlere uygulanır; 2 yıl süreyle giriş yasağı doğurur.
    • Ç-114 (Hakkında Adli İşlem Yapılanlar): Türkiye’de adli bir soruşturma/kovuşturmaya maruz kalan yabancılara konulur; vize/ikamet iptal edilerek 2 yıl süreyle giriş yasağı uygulanır.
    • Ç-115 (Cezaevinden Tahliye Olanlar): Herhangi bir suçtan cezaevinde kalıp tahliye edilen yabancılara uygulanır; 2 yıl süreyle giriş yasağı ve deport kararı içerir.
    • Ç-116 (Gayrimeşru Kazanç / Fuhuş): Geçimini meşru olmayan yollardan sağladığı veya fuhuş yaptığı değerlendirilen yabancılara konulur; 5 yıl süreyle giriş yasağı getirir.
    • Ç-117 (Kaçak Çalışanlar): Çalışma izni olmaksızın çalıştığı tespit edilen yabancılara konulur; 1 yıl süreyle giriş yasağı ve idari para cezası öngörür.
    • Ç-118 (Kamu Sağlığını Tehdit Eden Bulaşıcı Hastalık): Bulaşıcı hastalık taşıdığı doktor raporuyla tespit edilen yabancılara uygulanır; 5 yıl süreyle giriş yasağı doğurur.
    • Ç-119 (Kaçak Çalışanların Para Cezasını Ödememesi): Kaçak çalışma idari para cezasını ödemeden çıkan yabancılara uygulanır; 5 yıl süreyle ülkeye girişi engeller.
    • Ç-120 (Vize/İkamet Para Cezasını Ödemeyenler): Vize/ikamet ihlali kaynaklı para cezalarını ödemeyen yabancılara konulur; 5 yıl süreyle giriş yasağı içerir.
    • Ç-135 (YUKK İdari Para Cezası Ödemeyenler): 6458 sayılı Kanun’un 102. maddesindeki para cezalarını ödemeyenlere konulur; 5 yıl süreyle giriş engeli oluşturur.
    • Ç-136 (Sınır Dışı Seyahat Masraflarını Ödemeyenler): Sınır dışı masrafları Hazinece karşılanan ve bu borcu ödemeyen yabancılara konulur; masraf ödenene kadar giriş engeli sürer.
    • Ç-137 (Terke Davet Edilip Çıkmayanlar): Kendisine tanınan 15-30 günlük terke davet süresinde çıkış yapmayan yabancılara uygulanır; 5 yıl süreyle giriş yasağı doğurur.
    • Ç-138 (İnad Yolcu / Kabul Edilmeyen Yolcu): Hakkında giriş yasağı bulunmasına rağmen sınırdan girmeye çalışan yabancılara uygulanır; 5 yıl süreyle giriş engeli getirir.
    • Ç-141 (Uluslararası Güvenlik Açısından Sakıncalı): Terör veya uluslararası güvenlik tehdidi şüphesi taşıyanlara konulur; 5 yıl süreyle giriş yasağı doğurur ve Türkiye’ye giriş İçişleri Bakanlığı iznine bağlanır.
    • Ç-149 (Kamu Güvenliği Açısından Sakıncalı / Risk Analizi): Çatışma bölgelerine geçiş şüphesi taşıyan yabancılara hudut kapılarında konulur; 5 yıl süreyle giriş yasağı içerir.
    • Ç-150 (Sahte Belge Kullananlar): Sahte pasaport veya belgeyle giriş-çıkış yapmaya çalışan yabancılara konulur; 5 yıl süreyle giriş engeli getirir.
    • Ç-151 (Göçmen Kaçakçısı / İnsan Taciri): Göçmen kaçakçılığı veya insan ticareti suçundan hüküm giyen yabancılara uygulanır; 5 yıl süreyle giriş yasağı koyar.
    • Ç-152 (İhtiyaten Girişi Engellenenler): Türkiye’ye girişi tedbiren/ihtiyaten sakıncalı görülen yabancılara konulur; 1 yıl süreyle giriş yasağı öngörür.
    • Ç-166 (Maddi İmkanı Bulunmayan / Girişini Haklı Nedene Dayandırmayan): Kalış amacını ispatlayamayan veya ekonomik yeterliliği olmayanlara konulan ret kodudur.
    • Ç-167 (3-6 Ay İhlal Edip Para Cezasından Yararlananlar): 3 ila 6 ay ihlali bulunup sınır kapısında para cezasını ödeyerek çıkan yabancılara uygulanır; 1 ay süreyle giriş yasağı getirir.
    • Ç-179 (Organ ve Doku Ticareti): Organ veya doku ticareti suçu sebebiyle sınır dışı edilen yabancılara konulur; 5 yıl süreyle giriş engeli oluşturur.

    2. G Serisi Tahdit Kodları (Kamu Düzeni, Güvenlik ve Ağır Suçlar)

    • G-26 (Yasa Dışı Örgüt Faaliyetleri): Yasa dışı terör veya suç örgütleriyle irtibatlı görülen yabancılara uygulanır; süresiz / idarece belirlenen sürede giriş yasağı ve deport kararı doğurur.
    • G-34 (Belgede Sahtecilik): Resmi veya özel belgede sahtecilik suçu şüphesi taşıyan yabancılara konulur; süresiz / 5 yıla kadar giriş engeli getirir.
    • G-42 (Uyuşturucu Madde Suçları): Uyuşturucu madde imal, sevk veya ticareti suçuna karışanlara konulur; deport ve süresiz giriş yasağı içerir.
    • G-43 (Kaçakçılık Suçları): 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu veya TCK kapsamındaki kaçakçılık (sigara, tütün, emtia, akaryakıt) suçlarına karışanlara uygulanır; deport ve süresiz giriş yasağı doğurur.
    • G-48 (Fuhşa Aracılık ve Yer Temini): Fuhşa aracılık eden veya yer temin eden yabancılara konulur; sınır dışı ve giriş yasağı içerir.
    • G-58 (Öldürme Suçları): Kasten veya taksirle öldürme suçunu işleyen ya da şüphesi bulunan yabancılara konulur; deport ve giriş yasağı doğurur.
    • G-64 (Tehdit), G-65 (Hırsızlık), G-66 (Gasp-Yağma), G-67 (Dolandırıcılık): İlgili suçları işleyen veya şüphelisi olan yabancılara konulur; sınır dışı ve giriş yasağı kararı doğurur.
    • G-78 (Bulaşıcı Hastalık): Fuhuş veya diğer kontrollerde bulaşıcı hastalık taşıdığı saptanan yabancılara konulur; tedavi raporu sunulana dek süresiz giriş yasağı yaratır.
    • G-82 (Milli Güvenlik Aleyhine Faaliyet): Milli güvenliği tehdit ettiği değerlendirilen yabancılara konulur; sınır dışı ve giriş yasağı uygulanır.
    • G-87 (Genel Güvenlik Açısından Tehlikeli Yabancılar): MİT ve emniyet istihbarat verileriyle genel güvenlik açısından tehlikeli görülen yabancılara konulur; süresiz giriş yasağı ve deport kararı doğurur.
    • G-89 (Yabancı Terörist Savaşçı – YTS): Terör örgütleri bünyesinde savaştığı değerlendirilen kişilere konulur; sınır dışı ve kesin giriş yasağı doğurur.

    3. N, M ve K Serisi Tahdit Kodları (Ön İzin ve İnterpol Bildirimleri)

    • K Kodları (Kaçakçılıktan Arananlar): Kaçakçılık suçu şüphesiyle aranan yabancıların yakalanması amacıyla konulur; giriş-çıkış kontrolü sağlar.
    • M-67 (İnterpol Dolandırıcılık): İnterpol tarafından dolandırıcılık suçundan aranan yabancılara konulur; Türkiye’ye giriş İçişleri Bakanlığı ön iznine bağlanır.
    • N-82 (İstihzan / Ön İzin Kodu): Yabancının Türkiye’ye girişini Göç İdaresi Başkanlığı’nın ön iznine bağlar. İzin talepleri fiilen reddedildiğinden süresiz giriş engeli gibi sonuç doğurur.
    • N-99 (İnterpol Kırmızı Bülten Kodu): İnterpol bülteniyle uluslararası düzeyde aranan yabancılara konulur; ülkeye giriş ön izne bağlanır ve sınır dışı/iade süreci işletilir.
    • Mali N Kodları (N-95, N-96, N-97, N-119, N-120, N-135, N-168, N-169, N-170, N-171, N-172): İlgili idari para cezalarının, terke davet ihlallerinin veya seyahat masraflarının ödenmemesi durumlarında girişin Göç İdaresi ön iznine bağlanmasını sağlayan mali kısıtlama kodlarıdır.

    4. V ve O Serisi Tahdit Kodları (İkamet, Adres, Koruma ve Yargı Kayıtları)

    • V-68 (Bakanlık İznine Tabi İkamet): İkamet izni verilmesi İçişleri Bakanlığı onayına bağlanan yabancılara işlenir.
    • V-69 (İkamet İzni İptal Edilenler): İkamet izni iptal edilenlere konulur; 5 yıl süreyle yeni ikamet izni verilmez.
    • V-70 (Sahte Evlilik): Vatandaşlık veya ikamet için formalite evlilik yaptığı iddia edilen yabancılara konulur; ikamet iptal edilerek 5 yıl süreyle giriş yasağı uygulanır.
    • V-71 (Adreste Bulunamayan / Sahte Adres): Bildirdiği ikametgah adresinde oturmadığı tespit edilen yabancılara konulur; ikamet başvurusu reddedilir.
    • V-87 (Gönüllü Geri Dönüş Yapan Geçici Koruma Sahibi): Ülkesine gönüllü dönüş yapan Suriye vatandaşlarına işlenir.
    • V-137 (Terke Davet Edilenler): İkamet/çalışma ihlali nedeniyle terke davet edilen yabancıların takibi amacıyla konulur.
    • V-144 (YUKK 57/A Kapsamında Serbest Bırakılanlar): Menşe ülkesinde işkence veya ölüm tehlikesi bulunması sebebiyle sınır dışı edilemeyip insani ikamet verilen yabancılara konulur.
    • V-153 (AYM Tedbir Kararı) & V-155 (AİHM Tedbir Kararı): Anayasa Mahkemesi veya AİHM tarafından tedbir kararı verilen yabancıların sınır dışı edilmesini durdurmak için işlenir.
    • V-154 (Sınır Dışı Kararına Karşı Dava Açanlar): Deport kararına karşı İdare Mahkemesinde iptal davası açıldığında konulur ve dava sonuna kadar sınır dışı işlemini durdurur.
    • O-100 (Semti Meçhul / Başvurudan Vazgeçen Sığınmacı): Koruma başvurusunu geri çeken veya adresinde bulunamayan sığınmacılara konulur; 1 yıl süreyle giriş yasağı doğurur.
    • O-176 (3 Yıl) ve O-177 (5 Yıl): Uluslararası koruma talebi olumsuz değerlendirilen veya iptal edilen yabancılara uygulanan giriş yasağı kodlarıdır.

    Tahdit Kodu Nasıl Kaldırılır? (Tüm Hukuki Yollar)

    1. İdareye İtiraz Başvurusu (İYUK m. 11)

    Tahdit kodunun öğrenilmesinden itibaren 60 gün içinde işlemi tesis eden kuruma (Göç İdaresi Başkanlığı veya Valilik) gerekçeli bir dilekçeyle itiraz edilebilir:

    • Sürenin Durması: Yapılan itiraz dava açma süresini durdurur.
    • Cevap Verme Süresi ve Kalan Süre: İdare 30 gün içinde yanıt vermelidir. İdarenin 30 gün içinde cevap vermemesi (zımni ret) veya başvuruyu reddetmesi halinde, 60 günlük süreden geriye kalan süre içinde İdare Mahkemesinde iptal davası açılır.
    •  
    • Bu yolun küçümsenmemesi gerekiyor. Çünkü bazı sorunlar en kısa yoldan bu şekilde çözülebilecektir. Mahkemelerde dava açma her zaman daha çetrefilli ve vakit alan bir yoldur.

    2. İptal Davası (Görevli ve Yetkili Mahkeme, Süre ve Yürütmenin Durdurulması)

    • Görevli ve Yetkili Mahkeme: Tahdit kodunun ve giriş yasağının iptali davalarında yetkili mahkeme Ankara İdare Mahkemeleridir. Doğrudan valilik tarafından alınan sınır dışı (deport) kararlarının iptalinde ise kararı veren valiliğin bulunduğu yerdeki İdare Mahkemesi yetkilidir. Şayet birden fazla koda karşı Ankara veya ilgili Valilik İdare mahkemelerinde dava açılırsa mahkeme tarafından talebin somutlaştrılması vb. Için süre verilebilir, nihayetinde ise yetkisizlik kararı ile ilgili davaya bakmaya yetkili mahkemeye dosyayı gönderir.
    • Dava Açma Süresi: Tahdit kodunun ve giriş yasağının iptali için süre tebliğden itibaren 60 gündür. Ancak yabancı hakkında aynı zamanda Sınır Dışı (Deport) Kararı tesis edilmişse dava açma süresi kesin ve hak düşürücü olarak 7 gündür.
    • Yürütmenin Durdurulması (YD): Tahdit kodu iptal davaları yürütmeyi kendiliğinden durdurmaz. 2577 sayılı İYUK’un 27. maddesi uyarınca işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve telafisi imkansız zararlar doğurması şartları mevcut olduğundan, dava dilekçesinde ‘Savunma Alınmaksızın Yürütmenin Durdurulması’ talep edilmelidir. Son zamanlarda mahkemeler tarafından özellike Ankara 26. İdare Mahkemesi tarafından Yürütmenin Durdurulması talepleri reddedilmektedir. Bu sebeple ilgili başvurular daha çok detaylandırılmalı, mağduriyet somut bir şekilde gösterilmeye çalışılmalıdır.
    • İstinaf Yolu: İdare Mahkemesi kararına karşı tebliğden itibaren 30 gün içinde Bölge İdare Mahkemesine (İstinaf) başvurulabilir. (Sınır dışı davalarında ilk derece mahkemesinin kararı kesindir).

    3. Meşruhatlı Vize Başvurusu

    Giriş yasağı süresi dolmadan Türkiye’ye yasal olarak gelmesi gereken yabancılar; Aile Birleşimi (Türk vatandaşı eş/çocuk), Çalışma İzni, Eğitim veya Sağlık Tedavisi gerekçeleriyle Türk Konsolosluklarına Meşruhatlı Vize (Özel Açıklamalı Vize) başvurusunda bulunabilirler. Meşruhatlı vize kodu sistemden silmez, ancak giriş yasağını aşarak yasal giriş sağlar.

    Tahdit Kodu Kaldırma Süresi ve Dava Masrafları

    • Dava Süresi: Tahdit kodu iptal davaları mahkemenin dosya yoğunluğuna, Emniyet ve MİT istihbarat yazışmalarının tamamlanmasına bağlı olarak ortalama 6 ay ila 1 yıl arasında sonuçlanmaktadır. Bunun çok daha fazla aşıldığı zamanlar da bulunmaktadır. Bilindiği üzere ilgili davalar İstinaf Kanun yoluna tabidir. Bu durumda  2 seneyi de bulabilir. Yürütmenin Durdurulması Kabul edildiğinde veya ilk derece mahkemesince bir iptal kararı verildiğinde idare ilgili kodu kaldırabilir.
    • Dava Masrafları: İdare Mahkemesi başvuru harcı, karar harcı, yürütmeyi durdurma harcı ve tebligat/posta giderleri dahil dava açılış masrafları yaklaşık 4.000 TL – 5.000 TL bandındadır. Adli yardım talepli olarak açıldığı durumda adli yardım talebi kabul edildiğinde herhangi bir masraf ödenmemektedir.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    • Tahdit kodu sorgulaması e-Devlet üzerinden yapılabilir mi? Hayır. Tahdit kodları gizli idari kayıtlar olup e-Devlet veya UYAP üzerinden görünmez. Resmi tespit ancak bir avukat veya kişi aracılığıyla kurumlara yapılacak başvuruyla sağlanır.
    • Ceza davasında beraat etmek Ç-114 veya G-43 kodunu otomatik siler mi? Hayır. Beraat veya takipsizlik kararları sisteme kendiliğinden işlemez. Bu mahkeme kararları delil gösterilerek idareye başvuru yapılmalı veya İdare Mahkemesinde iptal davası açılmalıdır.
    • Türkiye’de bulunmadan yurt dışından dava açılabilir mi? Evet. Bulunulan ülkedeki Türk Konsolosluğu veya yetkili noterlikler aracılığıyla Türkiye’deki bir avukata vekaletname verilerek tüm dava süreci uzaktan yürütülebilir.

    Ablakat Hukuk Bürosu Olarak Hizmetlerimiz

    Tahdit kodları ve sınır dışı işlemleri, 7 günlük ve 60 günlük kesin hak düşürücü sürelere tabi olan, uzmanlık gerektiren teknik süreçlerdir.

    Ablakat Hukuk Bürosu – Av. Mehmet Şirin Korkmaz(İzmir Göç Avukatı) olarak;

    • 1. Tahdit kodunun ve konuluş gerekçesinin resmi makamlardan tespiti,
    • 2. Göç İdaresi Başkanlığı nezdinde İdareye İtiraz (İYUK m. 11) süreçlerinin yürütülmesi,
    • 3. Ankara İdare Mahkemelerinde yürütmenin durdurulması istemli iptal davalarının ikame edilmesi ve takibi,
    • 4. Meşruhatlı vize müracaatlarının yönetilmesi,
    • 5. Geri Gönderme Merkezi (GGM) idari gözetim ve sınır dışı kararlarına karşı ivedi hukuki başvurularda

    müvekkillerimize profesyonel, güvenilir ve sonuç odaklı avukatlık hizmeti sunmaktayız.

  • Vizesiz Giriş Yapan Göçmenlerin Süre Bitiminde İkamet İznine Geçiş Prosedürü- İzmir Yabancılar Hukuku Avukatı Av. Mehmet Şirin KORKMAZ

    Türkiye ile imzalanan vize muafiyeti anlaşmaları tahtında ülkeye giriş icra eden yabancılar; uyruklarına bağlı olarak 30, 60 veya 90 günlük yasal barınma hakkına malik olurlar. Ancak söz konusu muafiyet eşiğinden daha uzun müddetle mukim olmak, mülk edinmek veya ticari faaliyetlerde bulunmak isteyen şahısların, mevcut yasal süreleri hitam bulmadan evvel hukuki statülerini İkamet İznine (Oturma İzni) tahvil etmeleri kanuni bir mecburiyettir.

    Vizesiz giriş rejiminden ikamet statüsüne geçiş süreci, Göç İdaresi Başkanlığı nezdinde katı şekil şartlarına ve idari usullere tabi kılınmıştır. Bu aşamada vuku bulacak usuli hatalar, talebin reddine sebebiyet verebileceği gibi kişinin vize ihlali (overstay) statüsüne düşerek sınır dışı (deport) edilmesiyle sonuçlanabilir.

    İkamet İznine Geçişte “Süre” Kriteri ve Yasal Koruma Mekanizmaları

    Bir yabancı şahsın Türkiye içerisinden ikamet izni müracaatında bulunabilmesi için riayet etmesi gereken en temel doktrin, başvuru işleminin vize muafiyeti süresi (30, 60 veya 90 gün) sona ermeden e-İkamet sistemi üzerinden tescil edilmesidir.

    • Yasal Süre İçinde Müracaatın Hukuki Tesiri: Vize muafiyetinin sona ermesine çok kısa bir süre kala dahi online sistem üzerinden müracaatın tamamlanması, şahsa randevu tarihine değin yasal barınma hakkı sağlayan bir “İkamet İzni Müracaat Belgesi” temin eder. Bu yasal zırh sayesinde, vize süresi dolsa bile randevu gününe kadar Türkiye’de kaçak duruma düşmeksizin yasal bekleyiş sürdürülebilir.
    • Süre Tecavüzü Sonrası Müracaat: Yasal kalış süresinin hitamından sonra icra edilmeye çalışılan müracaatlar, sistem tarafından engellenebileceği gibi kabul edilse dahi “vize ihlali” gerekçesiyle Göç İdaresi tarafından esasa girilmeksizin reddedilmektedir.

    Vizesiz Giriş Statüsündekilerin Başvurabileceği İkamet İzni Nevileri

    Vizesiz giriş yapan göçmenler, Türkiye’de kalış nedenlerini tevsik etmek kaydıyla “Kısa Dönem İkamet İzni” altındaki şu kategorilere yönelebilirler:

    1. 1. Turizm Amaçlı İkamet İzni: Sıklıkla başvurulan bu tür, güncel mevzuat değişiklikleri neticesinde en sıkı denetime tabi tutulan kategoridir. Göçmenlerin detaylı seyahat planlarını ve mali yeterliliklerini (banka mizanları) somut delillerle ispatlamaları şarttır.
    2. 2. Taşınmaz (Gayrimenkul) Edinimi Amaçlı İkamet İzni: Kanuni alt sınırların üzerinde konut edinenlerin başvurduğu ve kabul ihtimali en yüksek olan türdür. Mülkiyetin (tapu) doğrudan yabancının şahsına ait olması hukuki zorunluluktur.
    3. 3. Ticari İrtibat ve İş Kurma Amaçlı İkamet İzni: Yatırım, şirket kuruluşu veya ticari müzakereler için gelen şahıslara yöneliktir. Dosyaya resmi davetiyeler veya şirket tezyin belgeleri eklenmelidir.
    4. 4. Aile İkamet İzni: Muafiyet statüsündeyken bir Türk vatandaşıyla yasal evlilik birliği kuran göçmenler, bu statüye doğrudan intikal edebilirler.
    5. 5. Tedavi Amaçlı İkamet İzni: Sağlık turizmi kapsamında şifa bulmak amacıyla gelenlere, yetkili hastane yönetimlerinden alınacak onaylı belgeler mukabilinde tahsis edilir.

    Adım Adım Geçiş Prosedürü ve Operasyonel Süreç

    İkamet iznine intikal süreci birbirini takip eden üç ana safhada tekemmül eder:

    A. e-İkamet Portalı Üzerinden Online Müracaat: Göç İdaresi’nin resmi portalında form tanzim edilir. Yabancı adına tanzim edilmiş sağlık sigortası ve biyometrik verilerin sisteme derci zorunludur. İşlem neticesinde “Randevu Günü ve Saati” tahsis olunur.

    B. Randevu Dosyasının ve Kanuni Evrakların İkmali: Belirlenen tarihe kadar, müracaat türüne uygun dosya hazırlanır. Asgari evrak listesi şunları ihtiva eder:

    • Pasaport aslı ve giriş meşruhatlı sayfaların suretleri,
    • ICAO standartlarına uygun güncel biyometrik fotoğraflar,
    • Yürürlükte olan Özel Sağlık Sigortası poliçesi,
    • Adres teyit belgeleri (noter tasdikli kira mukavelesi veya nüfus kaydı),
    • Yeterli maddi imkana malik olunduğunu gösterir banka dökümleri,
    • İkamet harcı ve değerli kağıt bedeli ödeme makbuzları.

    C. İdare Nezdinde Evrak Teslimi ve Mülakat: Randevu vaktinde yabancının şahsen hazır bulunması elzemdir. Dosyanın tetkiki neticesinde değerlendirme süreci başlar ve netice 30 ila 90 güüracaat Süreçlerinde Karşılaşılan Kritik Hukuki Hatalar

    • Sahte Adres ve Beyanlar: Gayriresmi yollarla temin edilen kira sözleşmeleri, kolluk kuvvetlerinin adres tahkikatı ile süratle tespit edilmektedir. Bu fiil “resmi belgede sahtecilik” cürmünü teşkil ederek deport sebebi sayılır.
    • İzin Belgesiz Çıkış Yapmak: Randevu safhasında vize süresi dolan şahsın, Göç İdaresi’nden gerekli izin belgesini almaksızın ülkeden ayrılması, müracaatın iptaline ve para cezasına yol açar.

    İkamet izni reddi kararları, yabancıya on gün içerisinde Türkiye’yi terk mükellefiyeti yükler. Dosyanızın mevzuata uygunluğu ve hak kayıplarının önlenmesi noktasında göç hukuku departmanımızdan profesyonel destek talep edebilirsiniz.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS) – İkamet İznine (Oturma İzni) Geçiş Prosedürü

    1. Randevu tarihini beklerken vize muafiyeti sürem hitam bulursa vize ihlali (overstay) statüsüne düşer miyim?

    Hayır, hukuki bir yaptırımla karşılaşmazsınız. Yasal vizesiz kalış hakkınız sona ermeden evvel e-İkamet portalı üzerinden müracaatınızı tescil ettirdiyseniz, sistem tarafından üretilen “İkamet İzni Müracaat Belgesi” randevu gününe ve nihai karara değin Türkiye’de yasal olarak barınmanıza imkan tanır. Bu süreçte şahsınız kaçak statüsünde addedilmez ve idari para cezası tahakkuk ettirilmez.

    2. Müracaatımı tamamladım ancak randevu vaktine kadar yurt dışına çıkış-giriş yapabilir miyim?

    Vize süreniz dolmuşsa ve randevu gününü beklemekteyseniz, kural olarak Türkiye hudutları içerisinde bulunmanız elzemdir. Lakin mücbir sebeplerin varlığı halinde; ikamet harcı ve değerli kağıt bedellerini vergi dairesine yatırıp makbuzlarınızla birlikte İl Göç İdaresi’nden onay almanız kaydıyla, şahsınıza azami 15 gün süreyle yurt dışına çıkış ve tekrar giriş selahiyeti bahşedilir. Bu 15 günlük yasal eşiğin aşılması müracaatınızın geçersiz sayılmasına sebebiyet verir.

    3. Vize muafiyetiyle giriş yapıp noter tasdikli kira mukavelesi sunarak “turistik ikamet izni” almam kesin midir?

    Hayır, herhangi bir garanti bulunmamaktadır. Göç İdaresi Başkanlığı’nın güncel uygulama politikaları gereği, yalnızca kira sözleşmesine dayalı ilk turistik ikamet müracaatları yüksek oranda retle neticelenmektedir. Göçmenlerin somut seyahat rotalarını, kalış amaçlarını ve banka mizanları ile desteklenmiş güçlü bir mali yeterliliği idareye ispat etmeleri hukuki bir mecburiyettir.

    4. Kendi ülkemden temin ettiğim yurt dışı seyahat sağlık sigortası müracaat dosyasında kabul edilir mi?

    Hayır, söz konusu poliçeler geçersizdir. Türkiye hudutları içerisindeki ikamet taleplerinde (istisnai uluslararası SGK konvansiyonları hariç) yabancı menşeli sigortalar işleme alınmaz. Kanuni şekil şartlarını yerine getirmek maksadıyla, Türkiye’de mukim ve yetkili bir sigorta şirketinden “Yabancılar İçin Özel Sağlık Sigortası” tanzim ettirmeniz yasal bir zorunluluktur.

    5. Taşınmaz (gayrimenkul) iktisabı yoluyla ikamet izni alabilmek için mülk bedelinde bir alt sınır mevcut mudur?

    Evet, mevzuat uyarınca kritik bir mali eşik belirlenmiştir. Taşınmaz amaçlı kısa dönem ikamet iznine hak kazanabilmek için, edinilen gayrimenkulün tapu satış bedeli ve resmi ekspertiz raporundaki değerinin tüm iller bazında en az 200.000 USD (Amerikan Doları) mukabili Türk Lirası olması şarttır. Bu meblağın altındaki tapu kayıtları taşınmaz amaçlı statü değişikliğine imkan tanımaz.

    6. Vizesiz giriş statüsündeyken bir Türk vatandaşıyla evlenmem durumunda aile ikametine geçebilir miyim?

    Evet, bu yasal olarak mümkündür. Vize muafiyeti periyodunuz dahilinde Türkiye’de resmi nikah akdini tekemmül ettirmeniz halinde, vize süresinin hitamını beklemeksizin doğrudan “Aile İkamet İzni” müracaatında bulunabilir ve statünüzü hukuken tahvil edebilirsiniz.

    7. Göç İdaresi nezdindeki mülakat safhasına şahsım yerine yalnızca vekilim/avukatım iştirak edebilir mi?

    Hayır, bu usulen mümkün değildir. İkamet izni randevu süreçlerinde yabancı şahsın biyometrik verilerinin (parmak izi vb.) sisteme derci ve başvuru formunun ıslak imza ile tevsik edilmesi kanuni bir şarttır. Bu sebeple yabancının idare makamları önünde bizzat hazır bulunması elzemdir. Avukatınız hukuki danışmanlık ve güvence maksadıyla mülakata refakat edebilir ancak şahsınız yerine imza ve veri girişi yapamaz.

    8. İkamet izni müracaat belgesine malik olmam Türkiye hudutları dahilinde çalışma hakkı doğurur mu?

    Kesinlikle hayır. Söz konusu belge veya onaylanmış ikamet kartı, yabancıya hiçbir surette çalışma selahiyeti bahşetmez. Türkiye’de yasal statüde çalışabilmek için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kanalıyla münferit bir “Çalışma İzni” iktisap edilmesi zorunludur; aksi yöndeki fiiller ikamet izninin iptali ve sınır dışı gerekçesidir.

    9. Müracaatımın reddedilmesi durumunda farklı bir evrak tanzim ederek derhal yeniden başvurabilir miyim?

    İkamet talebi olumsuz neticelenen yabancılar, kural olarak aynı müracaat nevinde (örneğin turistik amaçlı) ret tebliğinden itibaren 6 ay müddetle yeni bir başvuru gerçekleştiremezler. Ancak farklı bir ikamet gerekçesinin (örneğin aile birleşimi) hasıl olması durumunda bu süre beklenmeksizin başvuru yapılabilir. Ayrıca ret kararına karşı 60 günlük yasal süre içerisinde İdare Mahkemelerinde iptal davası açma hakkınız saklıdır.

    10. Değerlendirme süreci devam ederken ikametgahımı değiştirip farklı bir adrese taşınabilir miyim?

    Dosyanız tetkik safhasındayken veya onay sonrasında adres değişikliği yapmanız halinde, bu durumu 20 iş günü zarfında hem Nüfus Müdürlüğü’ne hem de İl Göç İdaresi’ne resmi belgelerle (yeni kira mukavelesi, faturalar vb.) bildirmekle mükellefsiniz. Adres tescilinin ihmal edilmesi idari para cezası ve ikamet izninin iptaliyle sonuçlanabilir. Olumlu sonuçlanan ikamet kartları PTT kanalıyla beyan edilen adrese veya SMS ile gönderilir.

  • Türkiye’de Vize Muafiyeti ve 180/90 Gün Kuralı Nedir? – İzmir Yabancılar Hukuku Avukatı Av. Mehmet Şirin KORKMAZ

    Türkiye, uluslararası ticareti ve turizmi canlandırmak amacıyla birçok ülke vatandaşına vize muafiyeti (vizesiz giriş hakkı) tanımaktadır. Bu düzenleme sayesinde muafiyet kapsamındaki yabancılar, konsolosluktan vize veya e-Vize alma zorunluluğu bulunmaksızın yalnızca geçerli pasaportlarıyla Türkiye sınır kapılarından giriş yapabilirler.

    Ancak vizesiz giriş hakkı, yabancıya Türkiye’de sınırsız kalma, çalışma veya eğitim görme hakkı tanımaz. Vizesiz kalışın yasal çerçevesi 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) uyarınca “180/90 gün kuralı” ile kesin olarak belirlenmiştir.

    Vize ihlali, sınır dışı (deport) kararları ve idari para cezaları ile karşılaşmamak adına vizesiz kalış sürelerinin doğru yönetilmesi kritik önem taşır. Ablakat Hukuk Bürosu olarak, Türkiye’deki yabancıların vize ve ikamet süreçlerini Yabancılar Hukuku alanındaki uzmanlığımızla yürütmekteyiz.

    Göç Hukukunda 180/90 Gün Kuralı Nasıl Hesaplanır?

    Vizesiz gelen yabancıların Türkiye’deki yasal kalış süreleri uluslararası standartlara uygun olarak denetlenmektedir.

    180/90 gün kuralının özü şudur: Vize muafiyetinden yararlanan bir yabancı, Türkiye’de bulunduğu tarihten geriye doğru sayılan son 180 günlük hareketli periyot içinde toplamda 90 günden fazla kalamaz.

    Bu kuralın uygulanmasında sıkça yapılan ve hak kayıplarına yol açan hatalar şunlardır:

    • Takvim Yılı Esas Alınmaz: 90 günlük kalış hakkı, 1 Ocak – 31 Aralık arasındaki sabit takvim yılına göre hesaplanmaz. Hesaplama, yabancının ülkeden ayrılacağı veya kontrolden geçeceği günden geriye doğru sayılan dinamik (hareketli) 180 gün üzerinden yapılır.
    • Kalış Süreleri Kümülatif (Toplam) Olarak Hesaplanır: Tanınan 90 günlük hakkın tek bir seferde kullanılması zorunlu değildir. 180 günlük zaman diliminde Türkiye’ye parçalı şekilde giriş-çıkış yapılabilir; ancak tüm bu girişlerdeki kalış günlerinin toplamı 90 günü aşmamalıdır.

    (Süre hesaplamanızda tereddüt yaşıyorsanız, ceza ve deport riskiyle karşılaşmamak adına Ablakat Hukuk Bürosu Yabancılar Hukuku departmanımızdan profesyonel hukuki danışmanlık alabilirsiniz.)

    Tek Girişte 30 Gün ve 60 Günlük Özel Muafiyet Rejimleri

    Genel kural 90 gün olmakla birlikte, Türkiye’nin taraf olduğu ikili anlaşmalar gereğince bazı ülke vatandaşlarının “tek girişteki azami kalış süresi” kısıtlanmıştır.

    • Tek Girişte 60 Gün Rejimi: Örnek olarak; Rusya Federasyonu vatandaşları vizesiz girişle tek seferde en fazla 60 gün kalabilirler. Kalan 30 günlük bakiye haklarını kullanabilmek için ülkeden çıkış-giriş prosedürünü işletmeleri gerekir.
    • Tek Girişte 30 Gün Rejimi: Kazakistan, Özbekistan gibi bazı Asya ve Orta Doğu ülkesi vatandaşları tek girişte en fazla 30 gün barınabilirler. Bu kişiler 90 günlük genel limitlerini 30’ar günlük periyotlar halinde kullanmak durumundadır.

    Avukat Uyarısı: Uyruğunuza tanınan tek seferlik kalış limitinin ihlal edilmesi durumunda tarafınıza kaçak duruma düşmeniz sebebiyle idari para cezası ve tahdit kodu (giriş yasağı) uygulanabilir. Seyahat öncesinde yasal durumunuzu büromuz aracılığıyla teyit etmeniz tavsiye edilir.

    Vizesiz Giriş Hakkının Yasal Sınırları ve Yasaklar

    Vize muafiyeti, yabancı uyruklu kişilere yalnızca turistik geziler, ticari görüşmeler (toplantı, pazar araştırması vb.) veya transit geçiş amaçlarıyla ülkede bulunma hakkı sağlar.

    Vizesiz statünün yasal sınırları şunlardır:

    1. Çalışma Yasağı: Vize muafiyetiyle Türkiye’ye girip çalışmak kesinlikle yasaktır. Kaçak çalışma tespiti halinde idari para cezası kesilmekte ve derhal sınır dışı (deport) işlemleri tesis edilmektedir.
    2. Eğitim Sınırı: Uzun süreli dil kursları veya üniversite programlarına vizesiz statüyle devam edilemez. Eğitim alacak yabancıların Öğrenci İkamet İzni alması zorunludur.

    Vize Muafiyeti Süresi Bitenler Ne Yapmalı? (İkamet İznine Geçiş)

    Türkiye’de vize muafiyetiyle tanınan yasal süreden (30, 60 veya 90 gün) daha uzun süre kalmak isteyen yabancıların, yasal süreleri dolmadan Göç İdaresi Başkanlığı’na İkamet İzni (Oturma İzni) başvurusunda bulunmaları kanuni bir zorunluluktur.

    İkamet izni müracaatının yabancının yasal kalış hakkı devam ederken sisteme işlenmesi şarttır. Süre dolduktan sonra yapılan başvurular doğrudan reddedilmekte, kişi “vize ihlali” statüsüne düşerek sınır dışı riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.

    Ablakat Hukuk Bürosu Yabancılar Hukuku Hizmetlerimiz: İkamet izni başvurularının reddedilmesi, vize ihlali cezaları, tahdit kodlarının kaldırılması (Ç, G, V kodları) ve deport kararlarına karşı İdare Mahkemelerinde dava açılması süreçlerinde müvekkillerimize uzman avukatlık hizmeti sunmaktayız.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS) – Avukat Yanıtlıyor

    1. 180 günde 90 gün kuralı sabit bir takvim yılına göre mi hesaplanır?

    Hayır. Hesaplama sabit takvim yılına dayanmaz. Türkiye’den ayrılacağınız ya da denetimin yapıldığı tarihten geriye doğru sayılan son 180 günlük hareketli blok esas alınır.

    2. Vize muafiyeti kapsamındaki 90 günlük hakkım bitti. Türkiye’ye yeniden ne zaman giriş yapabilirim?

    Son 180 gün içindeki 90 günlük yasal sınırınızı doldurduysanız, vize muafiyetiyle tekrar girebilmeniz için çıkış yaptığınız tarihten itibaren en az 90 gün boyunca Türkiye dışında kalmanız gerekir. Bu süreyi beklemeden giriş yapabilmek için Avukatınız aracılığıyla dış temsilciliklerden durumunuza uygun meşruhatlı vize (özel amaçlı vize) başvurusu yapılması gerekmektedir.

    3. Vizesiz kalış hakkımı tek bir seferde ve blok halinde mi kullanmam gerekir?

    Hayır. Vatandaşı olduğunuz ülkenin tek seferlik kalış limiti uygunsa, 90 günlük genel hakkınızı 180 gün içerisinde parçalı olarak ve çoklu giriş-çıkış yaparak kullanabilirsiniz.

    4. Uyruğum için “Tek girişte azami 30 gün” rejimi uygulanıyor. 90 günlük limitimi nasıl kullanabilirim?

    30. gün dolmadan Türkiye’den çıkış yapıp yeniden giriş yapmanız gerekir. Bu prosedürü tekrarlayarak 180 gün içinde toplamda 90 gün eşiğine kadar kalış sağlayabilirsiniz.

    5. Vize muafiyetiyle komşu ülkelere kısa süreli “gir-çık” yapmak (Visa Run) 90 günlük genel süreyi sıfırlar mı?

    Hayır, sıfırlamaz. Çıkış-giriş işlemi sadece tek girişteki 30 veya 60 günlük periyodik limitleri yeniler; 180 gün içindeki kümülatif 90 günlük üst sınırı uzatmaz.

    6. Vize muafiyeti statüsüyle ülkeye girdikten sonra ikamet izni (oturma izni) müracaatı yapabilir miyim?

    Evet, yapabilirsiniz. Yasal süreniz sona ermeden evvel Göç İdaresi birimlerine ikamet izni başvurusunda bulunmanız mümkündür. Ancak dosyanızın reddedilmemesi ve hatalı başvuru yapılmaması adına sürecin bir Yabancılar Hukuku Avukatı ile yürütülmesi tavsiye edilir.

    7. İkamet iznimin iptal edilmesi veya süresinin bitmesi durumunda vize muafiyeti otomatik devreye girer mi?

    Hayır. İkamet izni ile vize muafiyeti hukuken ayrı statülerdir. İkamet izni biten yabancının muafiyetten yararlanabilmesi için kural olarak önce Türkiye’den çıkış yapıp, sınır kapısından vize muafiyetiyle yeniden giriş yapması gerekmektedir.

    8. Vizesiz giriş yapıp Türkiye’de gayrimenkul satın almam kalış süremi uzatır mı?

    Taşınmaz satın almanız vizesiz kalış sürenizi kendiliğinden uzatmaz. Tapu devri tamamlandıktan sonra yasal süreniz bitmeden “Taşınmaz Amaçlı Kısa Dönem İkamet İzni” için avukatınız aracılığıyla başvuru yapmanız gerekir.

    9. Vize muafiyetiyle Türkiye’de “deneme süreci” adı altında veya stajyer olarak çalışabilir miyim?

    Kesinlikle hayır. Vize muafiyeti hiçbir isim altında (gönüllü çalışma, staj, deneme dahil) çalışma hakkı vermez. Kaçak çalışma tespiti halinde idari para cezası verilir ve sınır dışı (deport) kararı alınır.

    10. Vizesiz giriş yapabilmek için pasaportumun geçerlilik süresi ne kadar olmalıdır?

    YUKK mevzuatı uyarınca pasaportunuzun, tanınan vize muafiyeti süresine ilaveten en az 60 gün daha geçerli olması şarttır. Örneğin; 90 günlük muafiyetiniz varsa pasaport sürenizin en az 150 gün geçerliliği bulunmalıdır.

    Hukuki Danışmanlık ve İletişim: Türkiye’de ikamet izni başvuruları, vize ihlalleri, sınır dışı (deport) kararlarına itiraz ve tahdit kodlarının kaldırılması süreçlerinde hukuki destek almak için Ablakat Hukuk Bürosu – Av. Mehmet Şirin Korkmaz (İzmir Göç Avukatı- İzmir Yabancı Avukatı) ile iletişime geçebilirsiniz.

  • Geçici Koruma Statüsü: Suriye Uyruklular İçin Uygulanan Özel Rejim ve Yasal Haklar-İzmir Göç Avukatı-Av. Mehmet Şirin Korkmaz

    Geçici Koruma Statüsü: Suriye Uyruklular İçin Uygulanan Özel Rejim ve Yasal Haklar-İzmir Göç Avukatı-Av. Mehmet Şirin Korkmaz

    Mülteci, Şartlı Mülteci ve İkincil Koruma statüleri, kişilerin bireysel olarak zulüm veya ölüm korkusu yaşadıklarını ispatladıkları ve tek tek mülakatlardan geçtikleri bir sistemdir. Ancak bir ülkede savaş çıktığında ve yüz binlerce insan aynı anda sınır kapılarına dayandığında, her bir kişiyle saatlerce mülakat yapmak ve bireysel risk değerlendirmesi yapmak fiziksel olarak imkansız hale gelir.

    İşte tam bu noktada, Türk Yabancılar Hukuku’na (6458 sayılı YUKK Madde 91) ve uluslararası hukuka dayanan yepyeni bir “kitlesel sığınma” kalkanı devreye girer: Geçici Koruma (Temporary Protection).

    Nisan 2011’de Suriye’de başlayan iç savaş nedeniyle Türkiye’ye sığınan Suriye uyruklu yabancılar ile Suriye’den gelen vatansızlar ve mülteciler, bireysel iltica sistemine dahil edilmezler. Bu kişiler, doğrudan ve toplu olarak “Geçici Koruma” statüsü altına alınmışlardır.

    Ablakat Hukuk Bürosu olarak (İzmir Göç Avukatı, İzmir İkamet İzni Avukatı ve İzmir Ceza Avukatı Av. Mehmet Şirin KORKMAZ tarafından) bu yazıda Geçici Koruma Statüsü ve karşılaşılan sorunlara hangi hukuki yolların kullanılabileceği açıklanmaktadır.

    Geçici Koruma ile Bireysel İltica (Şartlı Mültecilik) Arasındaki Kritik Farklar

    Suriye uyruklular için uygulanan bu özel rejimin, diğer sığınmacı gruplarından (Afgan, İranlı, Iraklı vb.) çok net usul farklılıkları vardır:

    • İspat Yükü Yoktur: Geçici koruma kapsamına girmek için kişinin “Suriye’de şahsen devlet veya terör örgütleri tarafından hedef alındığını” tek tek ispatlamasına gerek yoktur. Suriye’deki genel savaş durumu, bu korumanın verilmesi için yeterli kabul edilir.
    • Saatler Süren Mülakatlar Yapılmaz: Kayıt esnasında kimlik, parmak izi ve güvenlik araştırması yapılır ancak kişinin hikayesini didik didik eden o ağır “statü belirleme mülakatlarına” girilmez.
    • Üçüncü Ülkeye Yerleştirme (BMMYK) Beklentisi Yoktur: Şartlı mülteciler Kanada veya ABD’ye gitmeyi bekleyen transit yolcularken; Geçici Koruma sahipleri, Suriye’deki savaş bitene ve “gönüllü olarak” ülkelerine dönene kadar Türkiye’nin güvencesi altındadırlar.

    Geçici Koruma Sahibi Suriyelilerin Temel Yükümlülükleri (Uygulamadaki Tuzaklar)

    Türkiye Cumhuriyeti, geçici koruma altındaki kişilere barınma, sağlık ve eğitim gibi temel hakları sağlarken çok sıkı denetim ve bildirim yükümlülükleri getirmiştir. Bu yükümlülüklerin ihlali, statünün iptaline ve sınır dışı (deport) kararlarına yol açan en yaygın sebeplerdir:

    1. Kayıtlı Olunan İlde Yaşama ve Yol İzin Belgesi Zorunluluğu

    Geçici koruma kapsamındaki bir yabancı, Türkiye’de dilediği şehre yerleşemez. Kendisine kimlik verilen “Kayıtlı Olduğu İlde” yaşamak zorundadır.

    • Eğer İstanbul’da kayıtlı bir Suriyeli, Göç İdaresi’nden “Yol İzin Belgesi” almadan İzmir’e veya Ankara’ya gider ve kolluk kuvvetlerinin denetimine takılırsa, kendisine idari para cezası kesilir. Bu ihlalin tekrarlanması halinde kamu düzeni gerekçesiyle sınır dışı işlemleri başlatılır.

    2. Adres Kaydı ve V-71 (Adreste Bulunamama) Tehlikesi

    Son yıllarda en çok mağduriyet yaratan hukuki durum budur. Yabancının, Nüfus Müdürlüğüne ve Göç İdaresine bildirdiği ikametgah adresinde fiilen yaşıyor olması şarttır.

    • Polis ekiplerinin yaptığı çat kapı adres denetimlerinde kişinin beyan ettiği adreste yaşamadığı tespit edilirse, sistemine derhal V-71 Tahdit Kodu (Adreste Bulunamama) işlenir.
    • Yabancıya adresini güncellemesi için kısa bir süre tanınır (genellikle askıya alma süreci). Eğer verilen sürede adres güncellenmezse, kişinin Geçici Koruma Kimliği (99’lu kimlik) tamamen iptal edilir. Kimliği iptal edilen kişi sağlık hizmetlerinden yararlanamaz ve sınır dışı edilmek üzere Geri Gönderme Merkezi’ne (GGM) alınır.

    3. “Seyreltme Projesi” ve Kapalı Mahalleler

    Demografik yoğunluğu dengelemek amacıyla İçişleri Bakanlığı tarafından uygulanan kota sistemidir. Bir mahalledeki yabancı nüfusu, toplam nüfusun %20’sini aşıyorsa o mahalle (veya ilçe) yabancıların yeni adres kaydına kapatılır. Geçici koruma sahibinin yeni kiraladığı ev “kapalı mahallede” ise adres kaydı yapamaz ve yasal statüsü riske girer.

    Geçici Koruma Kimliği “İkamet İzni” Yerine Geçer Mi?

    Hayır, geçici koruma kimlik belgesi hukuki anlamda bir “İkamet (Oturma) İzni” değildir. Bu belge Türkiye’de yasal olarak kalma hakkı verir ancak Türk vatandaşlığına geçiş sürecinde “5 yıllık kesintisiz ikamet süresi” hesaplanırken, geçici koruma altında geçirilen yıllar dikkate alınmaz. (İstisnai vatandaşlık süreçleri hariçtir). Ayrıca bu belge doğrudan çalışma hakkı vermez; yabancının çalışabilmesi için işvereni aracılığıyla “Geçici Koruma Çalışma İzni” alması zorunludur.

    Geçici Koruma Sahibi Suriyeliler Sınır Dışı (Deport) Edilebilir Mi?

    Kamuoyundaki en büyük yanlış bilgi, “Suriyelilerin hiçbir şekilde sınır dışı edilemeyeceği” yönündeki efsanedir. Geçici Koruma statüsü, suç işleme veya kuralları ihlal etme özgürlüğü vermez.

    Aşağıdaki durumlarda geçici koruma statüsü İdare tarafından derhal iptal edilir ve yabancı sınır dışı edilir:

    • Terör örgütleriyle bağlantısı olduğu tespit edilenler.
    • Türkiye’de adli bir suça (hırsızlık, uyuşturucu, kasten yaralama, cinsel suçlar vb.) karışanlar.
    • Kamu düzenini ve güvenliğini tehdit eden eylemlerde bulunanlar (örneğin; sokak kavgalarına karışmak, ruhsatsız silah taşımak, yasa dışı protestolara katılmak).

    “Gönüllü Geri Dönüş” (V-87) İmzası Tehlikesi: Suça karışmamış olsa bile basit bir ihlalden dolayı Geri Gönderme Merkezi’ne (GGM) alınan geçici koruma sahiplerine çoğu zaman “Gönüllü Geri Dönüş Formu” imzalatılmaya çalışılmaktadır. Yabancı bu formu kendi rızasıyla (veya baskı/korku altında) imzaladığı an, geçici koruma statüsünden feragat etmiş sayılır ve V-87 (Gönüllü Geri Dönüş) kodu işlenerek Suriye’ye gönderilir.

    Geçici Koruma Kimliği İptal Edildiğinde Başvurulabilecek Hukuki Yollar

    Geçici koruma kimlik belgesinin iptal edilmesi, yabancının Türkiye’deki hukuki statüsünü doğrudan etkileyen ağır bir idari işlemdir. Ancak İl Göç İdaresi Müdürlüğü veya Göç İdaresi Başkanlığı tarafından tesis edilen her iptal işlemi hukuka uygun olmayabilir. Hukuka aykırı olarak verilen iptal kararlarına karşı idari ve yargısal başvuru yolları bulunmaktadır.

    Özellikle V-71 (adreste bulunamama) kodunun hatalı uygulanması, adres değişikliğinin zamanında bildirilmesine rağmen kayıtların güncellenmemesi, teknik kayıt hataları veya somut olay değerlendirilmeden tesis edilen işlemler bakımından hukuki denetim mümkündür.

           Bu gibi durumlarda öncelikle idareye yeniden değerlendirme başvurusunda bulunulabilir. İdarenin işlemi geri almaması hâlinde görevli İdare Mahkemesinde iptal davası açılması mümkündür. Geçici koruma statüsünün iptaliyle birlikte sınır dışı kararı da verilmişse, 6458 sayılı Kanun kapsamında sınır dışı kararının iptali ve yürütmenin durdurulması talep edilebilir. İdari gözetim uygulanıyorsa Sulh Ceza Hâkimliğine itiraz yoluna da başvurulabilir.

           Özellikle V-71 koduna dayalı işlemlerde kira sözleşmesi, abonelik kayıtları, muhtarlık belgeleri, okul kayıtları ve benzeri deliller büyük önem taşımaktadır. Her dosya, iptal gerekçesine göre ayrı değerlendirilmelidir.

    Geçici Koruma; adres kayıtlarındaki (V-71) küçük bir hatanın bile kimlik iptaline ve deport sürecine yol açabildiği, GGM’lerde atılan yanlış bir imzanın kişinin statüsünü tamamen bitirdiği son derece katı ve denetimli bir idari rejimdir. Haksız yere iptal edilen geçici koruma kimliklerinin İdare Mahkemesi kararlarıyla geri kazanılması, V-71 gibi tahdit kodlarının silinmesi ve sınır dışı işlemlerinin 7 günlük kesin süreler içinde durdurulması hususlarında sürecin sıfır hata ile yürütülmesi hayati önem taşır. Yabancıların yasal haklarının ve Türkiye’deki yasal kalışlarının tam korunması için uzman bir göç hukuku avukatına başvurabilir; sürecin başından sonuna kadar güvenle yönetilmesi için doğrudan profesyonel ekibimizle iletişime geçebilirsiniz.

    Geçici Koruma Statüsü İptal Edildikten Sonra Yeniden Başvuru Yapılabilir mi?

           Geçici koruma statüsünün iptal edilmesi, her durumda yeniden kayıt yaptırılamayacağı anlamına gelmez. Yeniden kayıt imkânı, iptal gerekçesine göre değişmektedir.

           Adres bildirim yükümlülüğünün ihlali, kayıt bilgilerindeki eksiklikler veya teknik nedenlerle kaydın pasif hâle getirilmesi gibi durumlarda eksikliklerin giderilmesi sonrasında idarece yeniden değerlendirme yapılması mümkün olabilmektedir.

           Buna karşılık gönüllü geri dönüş işlemlerinin usulüne uygun şekilde tamamlanması, kamu düzeni veya kamu güvenliği gerekçeleri, terör örgütleriyle bağlantı tespiti ya da ağır suçlara dayalı işlemlerde yeniden kayıt süreci çok daha sınırlıdır ve her somut olay kendi koşulları çerçevesinde değerlendirilmektedir.

           Bu nedenle yeniden başvuru imkânı hakkında genel bir sonuca varmak doğru değildir. Hukuka aykırı olduğu düşünülen iptal işlemlerinde, yeniden kayıt girişiminden önce işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesi ve gerektiğinde yargı yoluna başvurulması hak kayıplarının önlenmesi açısından önem taşımaktadır.



    Sıkça Sorulan Sorular (SSS) – Geçici Koruma Statüsü ve Bu Kapsamdaki Göçmenlerin Hakları

    1. Geçici koruma (temporary protection) statüsü nedir ve hangi yabancılara tahsis edilir? Suriye Arap Cumhuriyeti’nde vuku bulan iç karışıklıklar nedeniyle toplu olarak Türkiye hudutlarına sığınan Suriye tebaası, vatansızlar ve mültecilere yönelik tesis edilen istisnai bir rejimdir. Bireysel statü belirleme süreçlerinden (şartlı mültecilikten) farklı olarak, kitlesel akın durumlarında ivedilikle uygulanan kolektif bir koruma zırhıdır.

    2. Suriye uyruklu yabancılar “Şartlı Mülteci” veya “Mülteci” statüsü iktisap edebilir mi? Hayır. Suriye kaynaklı kitlesel sığınma vakaları hasebiyle bu kişiler, münferit mülakatlara dayalı “bireysel iltica” statülerine (mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma) müracaat hakkına malik değildir; yasal olarak doğrudan Geçici Koruma rejimi kapsamına dahil edilirler.

    3. Geçici koruma kimlik belgesi (99 serili kimlik) hukuken “İkamet İzni” yerine geçer mi? Hayır. Söz konusu belge yabancıya Türkiye hudutları dahilinde yasal barınma, temel eğitim ve kamu sağlığı hizmetlerinden istifade selahiyeti bahşetmekle birlikte, teknik anlamda bir “İkamet İzni” vasfı taşımaz. Bu doğrultuda, vatandaşlık kazanımında aranan 5 yıllık kesintisiz ikamet süresinin hesabında geçici koruma altındaki süreler dikkate alınmaz.

    4. Geçici koruma kimliğine malik olmam Türkiye genelinde serbest dolaşım ve çalışma hakkı doğurur mu? Kesinlikle hayır. Geçici koruma sahipleri, yasal kayıtlarının bulunduğu “İkamet İli” sınırları içerisinde ikamet etmekle mükelleftir. Turistik seyahat veya insani gerekçelerle dahi il dışına çıkış yapmadan evvel Göç İdaresi makamlarından “Yol İzin Belgesi” temin edilmesi kanuni bir zorunluluktur.

    5. Yol izin belgesi iktisap edilmeksizin il dışına çıkılmasının hukuki müeyyidesi nedir? İzinsiz seyahatlerin kolluk denetimlerinde tespiti halinde şahsa idari para cezası tahakkuk ettirilerek kayıtlı olduğu ile sevki icra edilir. İhlalin süreklilik arz etmesi veya idari ihtarların dikkate alınmaması durumunda, “kamu düzenini bozmak” gerekçesiyle statünün iptali ve sınır dışı (deport) prosedürünün işletilmesi mümkündür.

    6. V-71 tahdit kodu (adreste bulunamama) hangi durumlarda tesis edilir? İdareye beyan edilen yerleşim yerinde mukim olunmadığının emniyet tahkikatı ile subut bulması halinde şahsın siciline V-71 kodu işlenir. Adres güncellenmesi için tanınan askıya alma süresi içinde bildirim mükellefiyetinin yerine getirilmemesi, kimlik belgesinin tamamen iptali ve statü kaybı ile neticelenir.

    7. Mesken kiralama aşamasında karşılaşılan “Kapalı Mahalle” kısıtlamasının mahiyeti nedir? “Seyreltme Projesi” uyarınca yabancı nüfusun %20 eşiğini aştığı bölgeler yeni ikamet tescillerine kapatılmıştır. Kapalı mahallelerde kiralanan konutlar üzerinden resmi adres kaydı yapılamayacağından, yasal statünün muhafazası adına mülkiyet veya kira ilişkisi tesisinden evvel e-Devlet portalları üzerinden bölge statüsü teyit edilmelidir.

    8. Geçici koruma kimlik belgesi yabancıya doğrudan sigortalı çalışma hakkı bahşeder mi? Hayır. Kimlik belgesi tek başına çalışma selahiyeti vermez. Yasal istihdam için işverenin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı nezdinde “Geçici Koruma Çalışma İzni” dosyası açması elzemdir. Kayıt dışı faaliyetlerin tespiti, hem yabancı hem de işveren adına ağır idari yaptırım ve deport riski teşkil eder.

    9. Geçici koruma altındaki yabancılar hakkında sınır dışı (deport) kararı alınması hukuken mümkün müdür? Evet. Statünün dokunulmazlık bahşettiği yönündeki algı hatalıdır. Adli bir suça (müessir fiil, hırsızlık vb.) iştirak edilmesi, terör iltisakı tespiti veya toplumsal infial yaratarak kamu düzeninin sarsılması hallerinde, geçici koruma statüsü İdarece resmen fesh edilerek sınır dışı işlemleri tatbik olunur.

    10. GGM süreçlerinde tebliğ edilen “Gönüllü Geri Dönüş İstek Formu” (V-87) imzalanırsa ne olur? Belgenin tevsikiyle birlikte şahıs, Türkiye’nin sağladığı hukuki korumadan hür iradesiyle feragat etmiş addedilir. Bu durumda derhal V-87 kodu tesis edilerek, yargı mercileri nezdindeki durdurma talepleri konusuz kalır ve yabancı ivedilikle menşe ülkesine sevk edilir. Formun baskı altında imzalanmaması statü güvenliği açısından hayati ehemmiyet arz eder.

    Av. Mehmet Şirin KORKMAZ

  • Türkiye’ye giriş, vize başvuru süreçleri, meşruhatlı vize, vize reddi iptal davası ve yasal haklarınız

    Türkiye’ye giriş, vize başvuru süreçleri, meşruhatlı vize, vize reddi iptal davası ve yasal haklarınız

    Türkiye’ye Giriş, Vize Süreçleri ve Yabancıların Yasal Hakları

    Türkiye; stratejik konumu, ekonomik dinamikleri ve kültürel zenginliğiyle her yıl milyonlarca yabancı uyruklu kişiye turizm, ticaret, çalışma ve eğitim gibi farklı amaçlarla ev sahipliği yapmaktadır. Yabancı bir ülke vatandaşının Türkiye Cumhuriyeti ile kurduğu ilk hukuki temas, sınır kapılarında veya kendi ülkesindeki Türk konsolosluklarında vize süreciyle başlar.

    Türkiye’ye geliş amacınız ne olursa olsun, ülkeye yasal yollardan ve doğru vize statüsü ile giriş yapmak; ileride gerçekleştirmek isteyeceğiniz ikamet izni, çalışma izni veya Türk vatandaşlığı gibi süreçlerin hukuki temelini oluşturur. Örneğin; ülkeye yalnızca kısa süreli turistik e-vize ile giriş yapan bir yabancının, Türkiye içinden doğrudan çalışma iznine başvurması yasal olarak mümkün değildir.

    Bu nedenle, sürecin en başında doğru vize türünü seçmek ve yasal kalış sürelerine (vize muafiyet sınırlarına) titizlikle uymak; ileride yaşanabilecek yüksek para cezalarının, sınır dışı (deport) kararlarının ve Türkiye’ye giriş yasaklarının önüne geçecektir. İzmir’de faaliyet gösteren Avukat Mehmet Şirin Korkmaz, yabancıların Türkiye’ye giriş ve ikamet süreçlerinde profesyonel hukuki danışmanlık sunarak olası hak kayıplarının önüne geçmektedir.

    Türkiye Vize Türleri ve Vize Başvuru Süreçleri

    Yabancı uyruklu kişilerin Türkiye’ye yasal olarak giriş yapabilmeleri için kural olarak pasaportlarında geçerli bir vize bulunması veya Türkiye ile vize muafiyeti (vizesiz giriş) anlaşması olan bir ülkenin vatandaşı olmaları gerekir. Türkiye Cumhuriyeti, yabancıların geliş amaçlarına göre farklı vize kategorileri uygulamaktadır. Başvurulan vize türü, kişinin Türkiye’deki haklarını ve yasal statüsünü doğrudan belirler.

    Türkiye’deki Temel Vize Kategorileri

    Göç İdaresi ve Dışişleri Bakanlığı mevzuatı uyarınca, yabancılara verilen temel vize türleri şunlardır:

    • 1. Turistik ve Ticari Vizeler: Türkiye’ye seyahat, tatil, ticari görüşme, fuar ziyareti veya kültürel etkinlik amacıyla gelen kişilere verilen kısa süreli vizedir. Bu vize türü, sahibine Türkiye’de çalışma hakkı veya kalıcı olarak yerleşme hakkı vermez.
    • 2. Çalışma Vizesi: Türkiye’de bir işveren yanında yasal olarak çalışmak isteyen yabancıların alması gereken vizedir. Çalışma vizesi süreci iki ayaklıdır; yabancı kişi kendi ülkesindeki Türk temsilciliğine başvururken, Türkiye’deki işveren de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na eşzamanlı başvuru yapar. Onaylanan çalışma vizesi, aynı zamanda ikamet (oturma) izni yerine de geçer.
    • 3. Eğitim ve Öğrenci Vizesi: Türkiye’deki üniversitelerde eğitim görecek, Erasmus programına katılacak veya resmi dil kurslarında (TÖMER vb.) eğitim alacak yabancılara verilir. Bu vize ile ülkeye giriş yapan öğrencilerin, yasal süre içinde mutlaka “Öğrenci İkamet İzni”ne başvurmaları zorunludur.
    • 4. Özel Amaçlı (Meşruhatlı) Vizeler:
      • Tedavi (Sağlık) Vizesi: Türkiye’ye sağlık turizmi kapsamında tedavi olmak için gelen yabancılara verilir.
      • Aile Birleşimi Vizesi: Türk vatandaşıyla evlenen veya Türkiye’de yasal olarak ikamet eden yabancı eşinin/ailesinin yanına gelmek isteyenlere verilir.
      • Transit Vize: Türkiye üzerinden üçüncü bir ülkeye geçiş yapacak yabancıların kullandığı vizedir.

    Türkiye Vize Başvurusu Nasıl Yapılır?

    Türkiye Cumhuriyeti vize başvurularında, yabancının uyruğuna göre iki farklı sistem işletmektedir:

    A. Elektronik Vize (e-Vize) Sistemi

    Türkiye’nin belirlediği şartları taşıyan belirli ülke vatandaşları, konsolosluğa gitmelerine gerek kalmadan doğrudan internet üzerinden evisa.gov.tr adresi aracılığıyla e-vize alabilirler. Ancak e-Vize uygulaması sadece turizm ve ticaret amaçlı seyahatler için geçerlidir; çalışma veya uzun süreli eğitim için e-vize kullanılamaz.

    B. Konsolosluk / Büyükelçilik Üzerinden Fiziki Başvuru

    e-Vize hakkı bulunmayan veya çalışma, eğitim, aile birleşimi gibi uzun süreli amaçlarla Türkiye’ye gelmek isteyen yabancılar şu prosedürü izler:

    1. Ön Başvuru ve Randevu: İnternet üzerinden (konsolosluk.gov.tr) veya yetkili aracı kurumlar üzerinden ön başvuru formu doldurularak randevu alınır.
    2. Evrak Teslimi: Randevu günü pasaport, biyometrik fotoğraf, seyahat sağlık sigortası, gelir/meslek durumu belgeleri ve vize türüne özel zorunlu evraklar (iş sözleşmesi, üniversite kabul belgesi, davetiye vb.) yetkili makama teslim edilir.
    3. İnceleme ve Karar: Dış temsilciliklerimiz dosyayı inceler ve gerek görmesi halinde yabancıyı mülakata çağırır.

    Vize Başvurusunda Dikkat Edilmesi Gereken Hukuki Noktalar

    • Pasaport Geçerlilik Süresi: Başvuru yapabilmek için pasaportun geçerlilik süresi, talep edilen vizenin bitiş tarihinden itibaren en az 60 gün daha uzun olmalıdır; aksi takdirde başvuru reddedilir.
    • Davetiye Mektubunun Önemi: Ticari seyahatlerde veya özel ziyaretlerde, Türkiye’deki kişi veya kurumdan alınacak noter onaylı bir “davetiye mektubu” vizenin onaylanma ihtimalini önemli ölçüde artırır.
    • Vize Reddi ve Hukuki Yollar: Vize başvurusu reddedilirse, kişi eksik evraklarını tamamlayarak yeniden başvuru yapabilir. Ancak haksız gerekçelerle veya “giriş yasağı (tahdit kodu)” nedeniyle verilen ret kararlarına karşı, idare mahkemelerinde iptal davası açılması gerekmektedir. Bu tür karmaşık idari davaların takibinde bir uzman desteği hayati önem taşır.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS) – Türkiye’ye Giriş ve Vize Süreçleri

    1. Turistik vize veya e-Vize ile Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra çalışma izni alabilir miyim?

    Kural olarak, sadece turistik vize veya elektronik vize (e-Vize) ile Türkiye’ye giriş yapan yabancıların doğrudan Türkiye içinden çalışma iznine başvurmaları mümkün değildir. Çalışma izni alabilmek için kişinin kendi ülkesindeki Türk konsolosluğundan “Çalışma Vizesi” başvurusu yapması veya Türkiye’de halihazırda en az 6 aylık geçerli bir ikamet (oturma) iznine sahip olması gerekmektedir.

    2. Türkiye e-Vize (Elektronik Vize) her seyahat amacı için kullanılabilir mi?

    Hayır. e-Vize sistemi yalnızca turizm ve ticaret amaçlı kısa süreli seyahatler için geçerlidir. Eğitim, çalışma, staj, sağlık veya aile birleşimi gibi uzun süreli veya özel amaçlarla Türkiye’ye gelmek isteyen yabancılar e-Vize kullanamazlar; bu kişilerin dış temsilciliklerimizden fiziki “Özel Amaçlı Vize” başvurusunda bulunmaları zorunludur.

    3. Vize başvurum reddedildi. Karara itiraz edebilir miyim veya tekrar başvurabilir miyim?

    Vize başvurunuz eksik evrak veya hatalı form doldurma gibi basit idari nedenlerle reddedildiyse, eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvuru yapabilirsiniz. Ancak başvurunuz bir “giriş yasağı (tahdit kodu)” veya haksız bir idari kararla reddedildiyse, bu karara karşı Türk idare mahkemelerinde iptal davası açılması veya “Meşruhatlı Vize” prosedürünün başlatılması gerekir.

    4. Türkiye vizesi başvurusu için Türkiye’den davetiye mektubu almak zorunlu mudur?

    Her vize türü için zorunlu olmamakla birlikte; turistik, ticari veya aile ziyareti amaçlı vize başvurularında Türkiye’deki bir yakından veya şirketten “noter onaylı davetiye mektubu” alınması, vizenin onaylanma ihtimalini büyük ölçüde artırır. Davetiyede; davet edenin T.C. kimlik numarası, ikamet adresi ve yabancının seyahat masraflarını karşılayıp karşılamayacağı açıkça belirtilmelidir.

    5. Türkiye’ye vize başvurusu yaparken pasaportumun geçerlilik süresi ne kadar olmalıdır?

    Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) gereğince, Türkiye’ye giriş yapmak isteyen yabancıların pasaport veya pasaport yerine geçen belgelerinin geçerlilik süresi, talep ettikleri vize süresinin veya vize muafiyet süresinin bitiminden itibaren en az 60 gün daha uzun olmak zorundadır. Aksi halde vize başvurusu reddedilir veya sınır kapısından giriş izni verilmez.

    6. Meşruhatlı vize nedir ve hangi durumlarda alınması gerekir?

    Meşruhatlı vize; hakkında Türkiye’ye giriş yasağı (tahdit kodu) bulunan veya daha önce sınır dışı (deport) edilmiş kişilerin, yasak süresi dolmadan Türkiye’ye yasal olarak giriş yapabilmelerini sağlayan özel izinli bir vize türünür. Genellikle evlilik, eğitim, çalışma veya acil sağlık sebepleriyle, Dışişleri Bakanlığı ile Göç İdaresi’nin özel onayına tabi olarak verilir.

    7. Ülkemin Türkiye ile vize muafiyeti (vizesiz giriş) anlaşması var. Yine de e-Vize almalı mıyım?

    Hayır. Eğer vatandaşı olduğunuz ülke Türkiye’nin vize muafiyeti listesinde ise, belirlenen süreler dahilinde (örneğin 180 gün içinde 90 gün kuralı) seyahat etmek şartıyla herhangi bir vize veya e-Vize almanıza gerek yoktur. Sınır kapısında pasaportunuza sadece giriş damgası vurularak ülkeye giriş yapabilirsiniz.

    8. Havalimanında uçak altı bagajımı almadan sadece aktarma yapacağım. Türkiye transit vizesi almam gerekir mi?

    Eğer Türkiye’deki havalimanında “uluslararası transit (aktarma) salonundan” çıkmayacaksanız ve pasaport kontrolünden geçmeyecekseniz transit vize almanıza gerek yoktur. Ancak pasaport polisinden geçip Türkiye topraklarına adım atmanız gerekiyorsa (örneğin uçak değiştirmek için farklı bir havalimanına geçmeniz veya bagajınızı kendiniz alıp yeniden vermeniz), durumunuza uygun bir vize almanız zorunludur.

    9. Vizemin onaylanmış olması Türkiye’ye kesin giriş yapabileceğim anlamına gelir mi?

    Hayır, vize alınmış olması kesin giriş garantisi vermez. Vizeniz pasaportunuza işlenmiş olsa dahi, ülkeye giriş yapıp yapamayacağınıza sınır kapılarındaki pasaport polisi karar verir. Kişinin kamu güvenliği için tehdit oluşturduğu şüphesi doğarsa, kalış masraflarını karşılayacak parası yoksa veya vize türü ile geliş amacı uyuşmuyorsa kişi sınırdan geri çevrilebilir (İnadmissible yolcu işlemi).

    10. Türkiye dış temsilciliklerinden yapılan vize başvuruları ne kadar sürede sonuçlanır?

    Başvuru yapılan ülkedeki konsolosluğun yoğunluğuna, sunulan evrakların niteliğine ve talep edilen vize türüne göre değişiklik göstermekle birlikte, fiziki vize başvuruları ortalama 15 ila 30 gün içinde sonuçlanmaktadır. Olası ek evrak veya mülakat talepleri göz önüne alınarak, planlanan seyahat tarihinden en az 1 ay önce başvuru yapılması tavsiye edilir.

    İzmir Göç ve Yabancılar Hukuku Danışmanlığı

    Türkiye Cumhuriyeti’nin güncel vize mevzuatı, idari uygulamaları ve uluslararası anlaşmaları sürekli olarak güncellenmektedir. Sınır dışı edilme riskleri, haksız vize reddi kararları, tahdit kodlarının kaldırılması veya meşruhatlı vize alımı gibi teknik ve hukuki uzmanlık gerektiren konularda hak kaybı yaşamamak adına profesyonel bir avukatla çalışmanız önem arz eder.

    Vize süreçlerinizin yasal mevzuata uygun şekilde, eksiksiz ve hızlıca tamamlanması için İzmir’de faaliyet gösteren Ablakat Hukuk Bürosu(Avukat Mehmet Şirin Korkmaz ) ile iletişime geçerek yabancılar ve göç hukuku alanında profesyonel danışmanlık hizmeti alabilirsiniz.

  • YABANCI GÖZALTINA ALINIRSA NE OLUR?SINIR DIŞI EDİLİR Mİ?

    YABANCI GÖZALTINA ALINIRSA NE OLUR?SINIR DIŞI EDİLİR Mİ?

    Türkiye’de bulunan yabancı uyruklu kişilerin en çok merak ettiği konulardan biri, gözaltına alınmaları hâlinde sınır dışı edilip edilmeyecekleridir. Uygulamada yabancının karakola götürülmesi, hakkında ceza soruşturması başlatılması veya gözaltına alınması ile sınır dışı süreci çoğu zaman aynı işlemmiş gibi değerlendirilmektedir. Oysa ceza soruşturması ile göç hukuku işlemleri farklı makamlar tarafından, farklı kanuni şartlara dayanılarak yürütülür. Bu nedenle bir yabancının gözaltına alınması, tek başına suçlu olduğu veya otomatik şekilde Türkiye’den çıkarılacağı anlamına gelmez. Bununla birlikte ceza soruşturması sırasında elde edilen bilgiler, yabancının Göç İdaresi tarafından kamu düzeni ve kamu güvenliği yönünden ayrıca değerlendirilmesine yol açabilir.

    Ablakat Hukuk Bürosu olarak (İzmir Göç Avukatı ve İzmir Ceza Avukatı Av. Mehmet Şirin KORKMAZ tarafından) bu yazıda gözaltına alınan yabancının hangi haklara sahip olduğu, gözaltı sonrasında hangi kararların verilebileceği, yabancının geri gönderme merkezine götürülüp götürülemeyeceği ve sınır dışı kararlarına karşı hangi hukuki yolların kullanılabileceği açıklanmaktadır.

    1. Gözaltı nedir?

    Gözaltı, bir ceza soruşturması kapsamında uygulanan geçici bir koruma tedbiridir. Bir kişinin gözaltına alınması, hakkında suç şüphesi bulunduğunu ve soruşturma işlemlerinin sürdürüldüğünü gösterir; ancak bu kişi hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunduğu anlamına gelmez. Masumiyet karinesi gereğince, kişi hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadıkça suçlu kabul edilemez.

    Yabancı uyruklu kişiler bakımından da gözaltı tedbirinin niteliği değişmez. Yabancı kişi, Türk vatandaşıyla aynı ceza muhakemesi güvencelerinden yararlanır. Yabancı olması, kolluğun veya savcılığın temel usul güvencelerini uygulamamasına gerekçe oluşturamaz.

    2. Gözaltına alınan yabancı otomatik olarak sınır dışı edilir mi?

    Hayır. Gözaltına alınmak ile sınır dışı edilmek birbirinden farklı hukuki sonuçlardır. Ceza soruşturması Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülür. Sınır dışı etme kararı ise 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında yetkili idari makamlar tarafından alınır.

    Bir yabancı gözaltına alındıktan sonra ifade işlemlerinin ardından serbest bırakılabilir, adli kontrol altına alınabilir, sulh ceza hâkimliğince tutuklanabilir veya hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilebilir. Bu ihtimallerden hiçbiri tek başına sınır dışı kararının zorunlu olarak verileceği anlamına gelmez.

    Bununla birlikte yabancı hakkında yürütülen soruşturmanın konusu, isnat edilen fiilin niteliği, kişinin Türkiye’deki yasal kalış durumu, hakkında daha önce verilmiş kararlar ve kamu düzenine ilişkin değerlendirmeler Göç İdaresi tarafından ayrıca dikkate alınabilir. Dolayısıyla gözaltı otomatik sınır dışı sebebi değildir; ancak göç hukuku bakımından ayrı bir idari incelemeyi tetikleyebilir.

    3. Ceza soruşturması ile göç hukuku süreci nasıl ayrılır?

    Ceza muhakemesinde temel soru, yabancının isnat edilen suçu işleyip işlemediğidir. Göç hukuku bakımından ise yabancının Türkiye’de kalmaya devam edip edemeyeceği, sınır dışı sebeplerinden birinin bulunup bulunmadığı ve sınır dışı işleminin kişisel durumu bakımından hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilir.

    Bu iki süreç birbirinden bağımsız olmakla birlikte birbirini etkileyebilir. Örneğin bir ceza dosyasında beraat veya takipsizlik kararı verilmesi, yabancı hakkında daha önce tesis edilen sınır dışı kararını kendiliğinden ortadan kaldırmayabilir. Ancak bu kararlar, sınır dışı işleminin dayanağını ciddi biçimde zayıflatabilir ve idare mahkemesinde açılacak iptal davasında önemli delil oluşturabilir.

    Tersine, ceza soruşturmasının devam ediyor olması da yabancının mutlaka tutuklanacağı veya sınır dışı edileceği anlamına gelmez. Her işlem kendi kanuni şartları içinde ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

    4. Gözaltından sonra hangi ihtimaller ortaya çıkabilir?

    Gözaltı sürecinin sonunda yabancı hakkında farklı kararlar verilebilir. Cumhuriyet savcısı yabancıyı doğrudan serbest bırakabilir. Sulh ceza hâkimliği adli kontrol uygulanmasına veya tutuklamaya karar verebilir. Soruşturma ilerleyen aşamada takipsizlikle sonuçlanabilir ya da kamu davası açılabilir.

    Ceza soruşturmasının yanı sıra yabancının İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edilmesi de gündeme gelebilir. Bu teslim işlemi, tek başına kişinin geri gönderme merkezinde tutulabileceği anlamına gelmez. Geri gönderme merkezinde tutulabilmesi için kanuni şartları taşıyan ayrıca bir idari gözetim kararının bulunması gerekir.

    Uygulamada özellikle yabancının yasal kalış hakkının bulunmaması, hakkında geçerli bir sınır dışı kararı olması, kaçma ve kaybolma riskinin değerlendirilmesi veya kamu düzeni bakımından tehdit oluşturduğu kanaatine varılması hâllerinde göç hukuku işlemleri başlatılabilmektedir.

    5. Yabancı gözaltından sonra geri gönderme merkezine götürülebilir mi?

    Evet, götürülebilir; ancak bu sonuç otomatik değildir. Geri gönderme merkezleri ceza infaz kurumları değildir. Burada tutulma, ceza mahkûmiyetinin infazı değil, 6458 sayılı Kanun kapsamında uygulanan idari gözetim tedbiridir.

    İdari gözetim kararı verilebilmesi için yabancı hakkında sınır dışı sürecinin bulunması ve Kanunda belirtilen sebeplerden birinin somut olayda mevcut olması gerekir. Kaçma veya kaybolma riski, Türkiye’ye giriş ya da çıkış kurallarının ihlali, sahte belge kullanılması, verilen sürede çıkış yapılmaması veya kamu düzeni, kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit değerlendirmesi bu kapsamda gündeme gelebilir.

    Anayasa Mahkemesi kararlarında da hakkında sınır dışı etme kararı bulunmayan bir yabancının sınır dışı amacıyla idari gözetim altında tutulmasının kanuni dayanak sorunu doğurabileceği vurgulanmıştır. Bu nedenle kolluğun yabancıyı Göç İdaresine teslim etmesi ile yabancının geri gönderme merkezinde hukuka uygun biçimde tutulması aynı şey değildir.

    6. İdari gözetim kararına karşı ne yapılabilir?

    İdari gözetim, kişinin özgürlüğünü doğrudan sınırlayan bir tedbirdir. Bu nedenle kararın kanuni gerekçesinin bulunması, kişisel durumun değerlendirilmesi ve tedbirin gerekli ve ölçülü olması gerekir.

    Yabancı, yasal temsilcisi veya avukatı idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Başvuruda yabancının sabit adresi, aile bağları, düzenli yaşamı, kaçma riskinin bulunmaması, sağlık durumu, çocukların üstün yararı ve idari gözetime alternatif yükümlülüklerin yeterli olup olmayacağı ortaya konulmalıdır.

    6458 sayılı Kanunda idari gözetime alternatif yükümlülükler de düzenlenmiştir. Belirli bir adreste ikamet etme, bildirimde bulunma, teminat veya elektronik izleme gibi tedbirler somut olayın şartlarına göre değerlendirilebilir. İdari gözetimin devamında zaruret kalmaması hâlinde tedbirin sonlandırılması gerekir.

    7. Sınır dışı kararına karşı hangi hukuki yol vardır?

    Yabancı hakkında sınır dışı etme kararı verilmesi hâlinde, kararın gerekçesi ve tebliğ tarihi dikkatle incelenmelidir. Sınır dışı kararına karşı, kanunda öngörülen süre içinde idare mahkemesinde iptal davası açılabilir. Güncel düzenlemeye göre bu süre kararın tebliğinden itibaren yedi gündür.

    Dava dilekçesinde yalnızca ceza soruşturmasının sonucu değil; yabancının aile hayatı, Türkiye’de bulunan eşi ve çocukları, sağlık durumu, gönderileceği ülkede karşılaşabileceği riskler, geri gönderme yasağı, çocukların üstün yararı ve kişinin Türkiye’deki sosyal bağları birlikte değerlendirilmelidir.

    Ceza dosyasında takipsizlik veya beraat kararı verilmişse bu karar sınır dışı davasına sunulmalıdır. İsnadın ceza hukuku bakımından ispatlanamaması, özellikle sınır dışı işlemi yalnızca aynı isnada dayanıyorsa idari işlemin gerekçesini önemli ölçüde etkileyebilir.

    8. Gözaltına alınan yabancının ceza muhakemesindeki hakları nelerdir?

    Yabancı uyruklu kişi, gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanma, susma hakkını kullanma, isnadı öğrenme, yakınlarına veya belirlediği kişiye haber verilmesini isteme, sağlık kontrolünden geçirilme ve hukuka aykırı işlemlere karşı başvuru yapma haklarına sahiptir.

    Yabancının Türkçe bilmemesi hâlinde tercüman görevlendirilmesi savunma hakkının temel unsurudur. Şüpheli veya sanık, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa, kendisine yöneltilen suçlamayı ve haklarını anlayabileceği dilde öğrenebilmelidir. Tercüme yalnızca şekli bir işlem olarak görülmemeli; kişinin beyanının doğru ve eksiksiz biçimde alınmasını sağlamalıdır.

    Yabancıya anlamadığı dilde hazırlanmış bir tutanağın imzalatılması, tercümanın yetersiz olması veya müdafi yardımına erişimin engellenmesi savunma hakkı bakımından ciddi sorunlar doğurabilir. Bu nedenle gözaltı tutanakları, ifade belgeleri ve tercüman bilgileri dikkatle incelenmelidir.

    9. Adli kontrol kararı ile sınır dışı işlemi birlikte uygulanabilir mi?

    Ceza soruşturmasında verilen adli kontrol kararı ile göç hukuku kapsamında tesis edilen sınır dışı işlemi farklı hukuki alanlara aittir. Bu nedenle teorik olarak aynı kişi hakkında iki süreç birlikte yürüyebilir.

    Ancak yabancının belirli günlerde imza vermesi, belirli bir adreste bulunması veya yurt dışına çıkmaması şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri ile sınır dışı işlemi arasında uygulamada çelişki doğabilir. Hatta bunlardan yurt dışı çıkış yasaı ve belirli bir adreste bulunması (ev hapsi gibi) adli control şartları sınır dışı işlemlerini adeta durdurabilir, kişiyi idari gözetim altından çıkartabilir. Bu durumda ceza soruşturmasını yürüten makamlarla Göç İdaresi arasındaki koordinasyon önem taşır.

    Yabancının geri gönderme merkezinde tutulması sebebiyle adli kontrol yükümlülüğünü yerine getirememesi hâlinde, durumun ilgili savcılık, mahkeme veya denetimli serbestlik birimine derhâl bildirilmesi gerekir. Aksi takdirde kişinin kendi iradesi dışında meydana gelen bir durum, yükümlülük ihlali olarak değerlendirilebilir.

    10. Takipsizlik veya beraat kararı sınır dışı işlemini nasıl etkiler?

    Takipsizlik veya beraat kararı, yabancının sınır dışı kararını otomatik olarak kaldırmaz. Çünkü ceza yargılaması ile idari yargılama farklı değerlendirme alanlarına sahiptir. Bununla birlikte sınır dışı kararının temel gerekçesi ceza soruşturmasındaki suç isnadı ise, isnadın ortadan kalkması idari işlemin hukuki temelini zayıflatabilir.

    Özellikle kamu düzeni tehdidi değerlendirmesinin yalnızca soruşturma kaydına veya soyut istihbari bilgiye dayandırıldığı hâllerde, kişisel ve güncel bir değerlendirme yapılması gerekir. İdare, yabancının güncel olarak neden kamu düzeni açısından tehdit oluşturduğunu somutlaştırmalıdır.

    Bu nedenle takipsizlik veya beraat kararından sonra mevcut sınır dışı ve tahdit işlemlerinin ayrıca incelenmesi; gerekirse idari başvuru, iptal davası veya yeni hukuki durumun mahkemeye sunulması gerekir. Eğer kesinleşen bir mahkeme kararı da var ise bu durum göç idaresine sunulmak suretiyle hukuka aykırı karardan vazgeçilmesi sağlanabilir veya ilgili mahkemeye yargılamanın yenilenmesi ve benzeri yola başvurulup ilgili adaletsizlik giderileblilecektir.

    11. Hangi durumlar sınır dışı riskini artırabilir?

    Yabancının Türkiye’de yasal kalış hakkının bulunmaması, sahte belge kullanması, daha önce verilmiş bir giriş yasağı veya sınır dışı kararının bulunması, kimliğinin tespit edilememesi, kaçma riskinin somut şekilde ortaya konulması veya ciddi suç isnatları göç hukuku bakımından risk değerlendirmesini ağırlaştırabilir.

    Ancak suçun adı tek başına yeterli değildir. Soruşturmanın aşaması, deliller, yabancının kişisel durumu, aile bağları ve sınır dışı edilmesi hâlinde karşılaşacağı sonuçlar birlikte ele alınmalıdır. Her uyuşturucu, yaralama, dolandırıcılık veya benzeri suç soruşturması aynı hukuki sonucu doğurmaz.

    Özellikle henüz mahkûmiyet bulunmayan bir soruşturma aşamasında, masumiyet karinesi ile idarenin kamu düzenini koruma yetkisi arasında ölçülü bir değerlendirme yapılmalıdır.

    12. Avukat desteği neden iki alanda birlikte yürütülmelidir?

    Yabancıların karıştığı ceza soruşturmalarında yalnızca ceza dosyasına odaklanılması yeterli olmayabilir. Kişi ceza soruşturmasında serbest bırakılsa bile Göç İdaresi tarafından geri gönderme merkezine sevk edilebilir. Tersine, göç hukuku bakımından serbest kalan kişinin ceza dosyasındaki adli kontrol veya duruşma yükümlülükleri devam edebilir.

    Bu nedenle ceza dosyasındaki ifade, delil, tutuklama ve adli kontrol süreçleri ile göç hukukundaki sınır dışı, idari gözetim, tahdit kodu ve ikamet izni işlemleri eş zamanlı takip edilmelidir. İki alan arasında kurulacak doğru bağlantı, çelişkili kararların ve telafisi güç hak kayıplarının önlenmesine yardımcı olur.

    13. Sık sorulan sorular

    Gözaltına alınan her yabancı geri gönderme merkezine gönderilir mi?

    -Hayır. Bunun için ayrıca göç hukuku kapsamında işlem yapılması ve gerekli görülürse idari gözetim kararı alınması gerekir.

    Yabancı serbest bırakıldıktan sonra sınır dışı edilebilir mi?

    -Evet. Ceza soruşturmasında serbest bırakılma, idari makamların ayrıca değerlendirme yapmasına engel değildir.

    Takipsizlik alan yabancı kesin olarak Türkiye’de kalabilir mi?

    -Hayır. Ancak takipsizlik kararı, özellikle sınır dışı işleminin suç isnadına dayandığı dosyalarda önemli bir lehe delildir.

    Beraat kararı sınır dışı kararını kendiliğinden kaldırır mı?

    -Kural olarak hayır. Mevcut sınır dışı kararına karşı ayrıca hukuki işlem yapılması gerekebilir.

    Geri gönderme merkezi cezaevi midir?

    -Hayır. Geri gönderme merkezinde tutulma ceza infazı değil, idari gözetim tedbiridir.

    Türkçe bilmeyen yabancıya tercüman verilmesi zorunlu mudur?

    -Kişi meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa savunma hakkının etkili kullanılabilmesi için tercüman görevlendirilmelidir.

    14. Sonuç

    Bir yabancının gözaltına alınması, otomatik olarak sınır dışı edileceği anlamına gelmez. Ceza soruşturması ile sınır dışı ve idari gözetim süreçleri farklı hukuki dayanaklara sahiptir. Bununla birlikte uygulamada bu süreçler çoğu zaman aynı anda ilerlediği için, ceza dosyasındaki her gelişmenin göç hukuku bakımından da değerlendirilmesi gerekir.

    Gözaltına alınan yabancının avukat ve tercüman hakkının korunması, hakkında sınır dışı veya idari gözetim kararı bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, tebliğ tarihlerinin kaçırılmaması ve gerekli yargısal başvuruların süresinde yapılması büyük önem taşır.

    Her somut olayda suç isnadı, yabancının yasal kalış durumu, aile bağları, sağlık durumu, gönderileceği ülkeye ilişkin riskler ve kamu düzeni değerlendirmesi birlikte ele alınmalıdır. Bu nedenle ceza hukuku ile göç hukukunun kesiştiği dosyalarda iki sürecin eş zamanlı ve koordineli biçimde takip edilmesi hak kayıplarının önlenmesi açısından belirleyicidir.

    Av. Mehmet Şirin Korkmaz

    Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut olayın özelliklerine göre hukuki değerlendirme değişebilir.

  • CEZA YARGILAMASINDA OKUMA YAZMA BİLMEYEN SANIĞA GEREKÇELİ KARAR NASIL TEBLİĞ EDİLİR?

    CEZA YARGILAMASINDA OKUMA YAZMA BİLMEYEN SANIĞA GEREKÇELİ KARAR NASIL TEBLİĞ EDİLİR?

    Ceza yargılamasında verilen gerekçeli kararın usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi, kanun yolu haklarının kullanılabilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Özellikle okuma yazma bilmeyen sanıklar bakımından, gerekçeli kararın nasıl tebliğ edileceği ve kanun yolu sürelerinin ne zaman başlayacağı uygulamada sıkça tartışılan konular arasında yer almaktadır.

    Peki, okuma yazma bilmeyen bir sanığa gerekçeli karar nasıl tebliğ edilir? Tebligatın usulüne uygun yapılmaması hâlinde hukuki sonuçları nelerdir? Bu yazımızda konuya ilişkin yasal düzenlemeleri ve uygulamadaki esasları ele alacağız.

    Gerekçeli Kararın Tebliği Neden Önemlidir?

    Ceza mahkemesince verilen hüküm, gerekçeli kararın usulüne uygun şekilde taraflara tebliğ edilmesiyle birlikte kanun yolu denetimine konu olabilmektedir. İstinaf ve temyiz gibi kanun yollarına başvuru süreleri de kural olarak gerekçeli kararın usulüne uygun tebliği ile işlemeye başlar. Bu nedenle tebligatın hukuka uygun yapılması, sanığın savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden biridir.

    Okuma Yazma Bilmeyen Sanığa Tebligat Yapılabilir mi?

    Evet. Türk hukukunda okuma yazma bilmeyen kişilere tebligat yapılmasına engel herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak bu kişilere yapılacak tebligatın, Tebligat Kanunu’nda öngörülen özel usule uygun şekilde gerçekleştirilmesi zorunludur.

    Dolayısıyla okuma yazma bilmeyen olmak, tebligatın yapılamayacağı anlamına gelmez. Ancak tebligat işlemi, diğer kişilere göre farklı usule tabidir.

    Ceza yargılamasında tebligat; şüpheli, sanık veya diğer ilgililerin adli süreçten, haklarındaki suçlamalardan ve kararlardan haberdar edilmesini sağlayan anayasal bir savunma hakkı aracıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) madde 37 uyarınca, ceza davalarında özel hükümler saklı kalmak kaydıyla temel olarak 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uygulanır.

    7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca, muhatap okuma yazma bilmiyorsa tebliğ memuru; tebliğ edilen evrakın ne olduğunu açıklar, belgenin bir mahkeme kararı olduğunu bildirir, tebligatın hukuki sonuçlarını sözlü olarak anlatır ve evrakı teslim eder. Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 37. Maddesinde usulü belirtilen, “Kendisine tebliğ yapılacak kimse imza edecek kadar yazı bilmez veya imza edemiyecek durumda bulunursa, komşularından bir kişi huzurunda sol elinin baş parmağı bastırılmak suretiyle tebliğ yapılır” şeklindeki usule göre yapılması gerekmektedir.

    Usulsüz Tebligatın Sonuçları

    Usulsüz gerçekleştirilen tebligatlar; kanun yolu süresinin başlamaması, adil yargılanma hakkı ihlali ve savunma hakkının kısıtlanması gibi sonuçlar doğurabilir. Söz konusu bu husus sanık veya müdafiilerince fevkalade önemli olmaktadır. Özellikle burada dikkat edilmesi gereken tebligat işleminin gerçekten de kanun ve yönetmelikte belirlenen usule göre yapılıp yapılmadığıdır. Usule aykırı tebligata istinaden Kanun Yolu süresi kaçırılmışsa kişi veya müdafii tarafından Eski Hale Getirme talebi ile ilgili usulsüz tebligat da dile getirilerek Kanun Yoluna başvurulması gerekmektedir. Gerek Yargıtay gerekse de İstinaf Mahkemeleri tarafından iddialarınız haklı görülebilecektir.

    Örnek olarak karşılaştığımız bir durumda, çok sanıklı bir uyuşturucu ticareti dosyasında, kendilerini aynı özel avukat tarafından temsil ettiren(menfaat çatışması oldupğu için özel müdafii kocanın müdafiiliğini yapmış, müvekkile de CMK’dan avukat atanmıştı) okuma yazma bilmeyen müvekkil ve kocasına ilk derece mahkemesince yargılama neticesinde ceza verilmiş ilgili gerekçeli karar hem müvekkilin özel müdafisine, hem CMK gereği atanan müdafiiye ve hem de kendisine tebliğ edilmesine rağmen hiçbiri tarafından İstinaf Kanun Yoluna gidilmediği için ilk derece mahkemesinde ilgili karar kesinleştirilmişti. Tarafımızca yapılan inceleme neticesinde okuma yazma bilmeyen müvekkile yapılan Tebligatın kanuna aykırı olduğu kanatine varıldı ve nihayetinde infazı durdurma talepli eski hale getirme talebimiz İzmir 26. Ceza Dairesi 2025/3915 Esas Sayılı dosyada, “Gerekçeli kararın kovuşturmada mahkemece sanık için görevlendirilen  müdafiine tebliğ edildiği, ancak sanık müdafiinin süresinde istinaf talebinde bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.05.2023 tarihli ve 2023/11-49 Esas, 2023/277 Karar sayılı kararında “… kural olarak müdafii ile takip edilen işlerde kanun yollarına başvuruda bulunmak müdafiinin görevi kapsamında olduğu tartışmasız ise de; sadece müdafie tebliğ veya tefhim edilen hükümlere karşı süresi içinde temyiz kanun yoluna başvurmaması nedeniyle oluşan hukuki sonuçlardan, kendisine yapılan tebligata kadar hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinden haberdar olmayan sanığın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 40/2 nci maddesi gereğince kusursuz sayılacağı, müdafinin süresi içinde temyiz yoluna başvurmaması nedeniyle hak kaybına uğraması, hak arama hürriyeti ve adil yargılanma ilkesi çerçevesinde etkin bir şekilde temyiz kanun yoluna başvurma hakkı ile bağdaşmayacağı da dikkate alındığında; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesince verilen 27.12.2021 tarihli ve 244-1662 sayılı istinaf başvurusunun esastan reddi kararının, kamu davasının asli bir süjesi ve tarafı, diğer bir anlatımla cezanın sorumlusu olan sanığa, ayrıca tebliğ edilmesi gerektiğinin…” şeklinde yer alan kabul dikkate alındığında, sanığın yokluğunda verilen kararın usulüne uygun şekilde sanığa da tebliğ edilmesinin gerektiği, ancak, dosyada yer alan, aksi tespit edilmeyen bilgi ve belgelere göre sanığın okur yazar olmadığı, kendisine yapılan gerekçeli karar tebligatını parmak basmak suretiyle tebellüğ ettiği, ancak tebliğ işlemi esnasında 7201 Sayılı yasanın 24/1 maddesi ile Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde komşulardan bir kişinin hazır edilmediği, bu yönüyle tebliğ işleminin usul ve yasaya uygun gerçekleşmediği anlaşıldığından, istinaf aşamasında dosyaya vekaletname sunan sanık müdafiinin talep dilekçesine ekli diğer resmi belgeler de gözetildiğinde, okur yazar olmadığı anlaşılan sanık ile müdafiinin eski hale getirme isteklerinin CMK’nun 40 vd. maddeleri uyarınca kabulü ile, sanığın, hükmün kesinleştirilerek cezaevine alınmasından sonra öğrenme ile yaptığı istinaf başvurusu süresinde kabul edilerek, İleride telafisi mümkün olmayan sonuçların meydana gelmemesi için aşağıda açık kimlik bilgileri yazılı sanık ……… hakkında 04/07/2025 tarih ve 2019/511 Esas, 2025/477 Karar sayılı kararı ile verilen mahkumiyet hükmünün kesinleştirilme işlemlerinin kaldırılarak İNFAZININ DURDURULMASINA,” Şeklindeki karar ile kabul edilmiş ve ilgili ilamın infazı durdurulmuştu.

    Av. Mehmet Şirin Korkmaz

  • CEZA İNFAZ KURUMUNDAN TAHLİYE EDİLEN VEYA DENETİMLİ SERBESTLİĞE AYRILAN YABANCI GERİ GÖNDERME MERKEZİNE GÖNDERİLİR Mİ?

    CEZA İNFAZ KURUMUNDAN TAHLİYE EDİLEN VEYA DENETİMLİ SERBESTLİĞE AYRILAN YABANCI GERİ GÖNDERME MERKEZİNE GÖNDERİLİR Mİ?

    Türkiye’de ceza infaz kurumunda bulunan yabancı uyruklu kişilerin tahliye edilmesi veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle ceza infaz kurumundan ayrılması sonrasında karşılaştıkları en önemli hukuki sorunlardan biri, kişinin doğrudan serbest bırakılmayarak geri gönderme merkezine gönderilmesidir.

    Uygulamada yabancı uyruklu bir kişi ceza infaz kurumundan tahliye edildiğinde veya denetimli serbestlik hükümlerinden yararlandırıldığında, ceza infaz kurumu çıkışında kolluk görevlilerine teslim edilerek İl Göç İdaresi Müdürlüğü nezdinde işlem yapılmak üzere götürülebilmektedir. Yapılan değerlendirme sonucunda yabancı hakkında sınır dışı etme ve idari gözetim kararı alınması hâlinde kişi geri gönderme merkezine sevk edilebilmektedir.

    Ancak önemle belirtmek gerekir ki ceza infaz kurumundan tahliye edilen veya denetimli serbestliğe ayrılan her yabancının otomatik olarak geri gönderme merkezine gönderilmesi hukuken mümkün değildir.

    CEZAEVİNDEN TAHLİYE OLMAK OTOMATİK SINIR DIŞI SEBEBİ MİDİR?

    Yabancılar hakkında sınır dışı etme işlemleri, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında yürütülmektedir.

    6458 sayılı Kanun’un 54. maddesinde, haklarında sınır dışı etme kararı alınabilecek yabancılar düzenlenmiştir. Özellikle 54-1-a-d bentleri verilen sınır dışı kararların gerekçesini oluşturmaktadır. Bunlar Türk Ceza Kanunu’nun 59. maddesi uyarınca sınır dışı edilmesi gerektiği değerlendirilen yabancılar ile kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından tehdit oluşturduğu değerlendirilen yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınması gündeme gelebilmektedir.

    Dolayısıyla yabancı bir kişinin Türkiye’de bir suçtan dolayı mahkûm olması, Göç İdaresi tarafından yabancının durumunun ayrıca değerlendirilmesine neden olabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Ceza mahkûmiyetinin bulunması ile kişinin otomatik olarak sınır dışı edilmesi veya geri gönderme merkezinde tutulması aynı şey değildir.

    İdarenin yabancının kişisel durumunu, işlenen suçun niteliğini, mahkûmiyetin içeriğini, kişinin Türkiye’deki aile ve sosyal bağlarını, Türkiye’deki yasal kalış durumunu ve sınır dışı edilmesi hâlinde karşılaşabileceği riskleri somut olay özelinde değerlendirmesi gerekir. Uygulamada ise yabancı kişi çoğunlukla hakkında belirtilen bentlerden haklarında sınır dışı kararı alınmak suretiyle GGM’ye gönderilmektedir. O yüzden sizin bu hususta hazırlıklı olmanız elzemdir.

    DENETİMLİ SERBESTLİĞE AYRILAN YABANCI GERİ GÖNDERME MERKEZİNE GÖNDERİLEBİLİR Mİ?

    Denetimli serbestlik, cezanın infazına ilişkin bir kurumdur. Bir yabancının denetimli serbestlik hükümlerinden yararlanarak ceza infaz kurumundan ayrılması, kişinin ceza hukuku ve infaz hukuku bakımından cezaevinden çıkmasını sağlar. Bunun şartları 5275 Sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin infazı Hakkında Kanun’un 105/A maddesinde belirtilmektedir. Bu kanuna göre kişi Salı verildiği zaman, denetimli serbestliğe ayrılma talebinde belirttiği denetimli serbestlik müdürlüğüne beş gün içerisinde müracaat etmesi gerekmektedir. Kişi buraya beş gün içerisinde müracaat ettiği zaman kişi için denetimli serbestlik planı düzenlenir ve kişinin buna uyması gerekmektedir. Aksi durumda kişi denetimli serbestlik ihlalinde bulunmuş olur ve cezanın infazı için tekrardan ceza İnfaz kurumuna alınabilir. Yabancı kişi ceza İnfaz kurumundan denetimli serbest bırakıldı zaman elinde belirtilen evraklar bulunur.

    Ancak kişinin yabancı olması hâlinde göç hukuku bakımından ayrıca işlem yapılabilir. Bu nedenle uygulamada denetimli serbestliğe ayrılan yabancı, ceza infaz kurumundan çıktıktan sonra doğrudan serbest bırakılmayarak kolluk birimlerine teslim edilebilmekte ve yabancının durumu İl Göç İdaresi Müdürlüğü tarafından değerlendirilebilmektedir.

    Yabancı hakkında daha önceden verilmiş bir sınır dışı etme kararı bulunması veya yapılan değerlendirme sonucunda 6458 sayılı Kanun’un 54. maddesi kapsamında sınır dışı etme kararı alınması hâlinde, idari gözetim süreci gündeme gelebilir. Ancak denetimli serbestliğe ayrılmış olmak tek başına geri gönderme merkezine gönderilme sebebi değildir.

    TAHLİYE EDİLEN YABANCI DOĞRUDAN GERİ GÖNDERME MERKEZİNE GÖNDERİLEBİLİR Mİ?

    Bir yabancının geri gönderme merkezinde tutulabilmesi için 6458 sayılı Kanun’un 57. maddesi kapsamında idari gözetim kararı alınması gerekir.

    Kanuna göre hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancılardan;

    • Kaçma veya kaybolma riski bulunanlar,
    • Türkiye’ye giriş veya Türkiye’den çıkış kurallarını ihlal edenler,
    • Sahte veya asılsız belge kullananlar,
    • Kendilerine tanınan sürede Türkiye’den çıkmayanlar,
    • Kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturduğu değerlendirilenler

    hakkında idari gözetim kararı alınması gündeme gelebilir.

    Dolayısıyla ceza infaz kurumundan tahliye edilmiş olmak, tek başına idari gözetim kararı verilmesi için yeterli değildir. Fakat şunu önemle belirtelim ki uygulamada izah edildiği üzere kişi hakkında genelde 6458 sayılı yasanın 54-1-a veya d bendi gereği sınır dışı karar verilir ve kişi kamu düzeni açısından tehdit oluşturduğu gerekçesiyle idari gözetim altına alınmaktadır.

                Ancak yalnızca geçmiş tarihli bir mahkûmiyet kararının varlığı üzerinden otomatik ve soyut bir değerlendirme yapılması hukuki açıdan tartışmalıdır. Özellikle yabancının cezasını infaz etmiş olması, koşullu salıverilmesi veya denetimli serbestlik hükümlerinden yararlandırılması hâlinde kişinin güncel olarak kamu düzeni açısından oluşturduğu iddia edilen tehdidin somutlaştırılması önem taşımaktadır. Şunu da önemle belirtmek gerekir ki yukarıda da belirtilen 5275 sayılı yasa gereği kişi iyi halde olmak şartıyla zaten denetimli serbest ayrılmaktadır. Yani esasen denetimli serbestliğe ayrılan yabancı zaten iyi halli birisidir. Bu sebeple ilgili kişinin kamu düzeni için bir tehdit oluşturacağı savı da çürütürmektedir.

    Yeni önemle belirtmek gerekir ki, yabancı kişi denetimli serbestliğe ayrıldığı zaman denetimli serbestlikte uyuması gereken yükümlülükler kişinin idari gözetimi alternatif yükümlülüklerinden çok daha ağır bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüklere uyulmadığı zaman kişi daha ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Yabancı hakkında her ne kadar sınır dışı kararı verilebilecekse de idari gözetim kararı şart olmamalıdır. İdare, idari gözetim kararının neden gerekli olduğunu ve yabancının neden idari gözetime alternatif yükümlülüklerle takip edilemeyeceğini somut olay kapsamında değerlendirmelidir.

    İDARİ GÖZETİMDE GEÇERİLECEK SÜREYE İLİŞKİN BİR DEĞERLENDİRME

    Yabancı kişi denetimli serbestlik sonrası hakkında sınır dışı kararı verilip idari gözetim altına alınmışsa kişi için başkaca sorunlar meydana gelebilmektedir. Bu sebeple kişinin özellikle hem ceza hem de göç hukuk alanında uzman bir avukat ile hareket etmesi gerekmektedir. Kişi için idare Mahkemesi süresi içinde sınır dışı davası açılıp ilgili sınır dışı işlemlerin durdurulması yanında yabancı kişinin idari gözetim altında olduğunun özellikle denetimli serbestliğini başlatacağı denetimli serbestlik müdürlüğüne bildirilmesi gerekmektedir. Bu bildirimin temel sebebi bazen yabancı kişi idari gözetim altında iken denetimli serbestlik müdürlüğünün bu durumdan haberdar olmamasıdır.

    Yukarıda da izah edildiği üzere kişi ceza İnfaz kurumundan denetimli serbestlik ayrıldıktan sonra beş gün içerisinde ilgili denetimli serbestlik müdürlüğüne başvuru yapması gerekmektedir. Başvuru yapılmadığı taktirde kişi denetimli serbestliği ihlal eder ve kişi yeniden ceza İnfaz kurumuna alınabilecektir. Bu sebeple yabancı kişinin idari gözetimde olduğu durumunun ilgili denetimli serbestlik müdürlüğüne bildirilmesi suretiyle herhangi bir ihlalin yapılmadığın sağlanması gerekmektedir.

    Esasen denetimli serbestlik müdürlüğü ile geri gönderme merkezleri arasında işbirliğinin sağlanması ve yabancının mağduriyetine yol açabilecek uygulamaların önüne geçilmesi gerekmektedir. Daha önce karşılaştığımız somut bir olayda müvekkilin Hürriyet hakkı ciddi bir şekilde ihlal edilmiştir. Söz konusu somut olay şu şekildeydi; müvekkil hırsızlık suçundan 2 Yıl 1 Ay hapis cezasına hükmedilmişti. Müvekkil buna istinaden ceza İnfaz kurumuna girmiş ve birkaç gün içinde denetimli serbestliğe ayrılmıştır. Müvekkil kamu düzenini tehdit gerekçesiyle doğrudan hakkın sınır dışı kararı verilip idari gözetim altına alınmıştı. Müvekkil yaklaşık dokuz ay idari gözetim altında kaldıktan sonra hakkında bu sefer denetimli serbestliği ihlal ettiği gerekçesiyle ilgili infaz hakimliği kararı ile müvekkil yeniden ceza İnfaz Kurumu’na alınmıştı. Bu sürede tarafımızca, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 28.06.2024 Tarih ve 2024/4104 Esas ve 2024/4805 Karar sayılı ilamı ile yabancı kişinin geri gönderme merkezine alınması sebebiyle denetimli serbestlik müdürlüğüne gidemediği ve bu sebeple herhangi bir denetim ihlalinde bulunmadigi şeklindeki kararı da sunularak müvekkil kısa sürede yine ilgili infaz hakimliğini kararı ile salıverilmişti. Müvekkil, salıverildiği gibi ilgili göç idaresi tarafından yine aynı gerekçeyle idari gözetim kararı verilerek geri gönderme merkezine alındı. Tarafımızca söz konusu bu süreçler en başından itibaren detaylı bir şekilde idari gözetim itirazında bulunurken ilgili Sulh ceza hakimliğine açıklanmışsa da müvekkilin idari gözetimi herhangi bir şekilde kaldırılmamıştır. Nihai olarak müvekkil 21 ay idari gözetim altında kaldıktan sonra alternatif yükümlülük ile salıverilmişti. Söz konusu bu durum müvekkili ciddi bir şekilde mağdur etmişti. Sizin de bu tür mağduriyetleri yaşamamanız için ilgili durumu denetimli serbestlik müdürlüğüne bildirmeniz elzemdir.

    GERİ GÖNDERME MERKEZİNE GÖNDERİLEN YABANCI NE YAPABİLİR?

    Ceza infaz kurumundan tahliye edildikten veya denetimli serbestliğe ayrıldıktan sonra geri gönderme merkezine gönderilen yabancı hakkında öncelikle hangi idari kararların alındığının tespit edilmesi gerekir. Akabinde yukarıda belirttiğimiz şekilde denetimli serbestlik müdürlüğüne her ihtimale karşı yabancı kişinin idari gözetim altında olduğunun bildirilmesi gerekmektedir.  Daha sonra yabancı hakkında idari gözetim kararına karşı 6458 sayılı Kanun’un 57. maddesi kapsamında sulh ceza hâkimliğine başvurularak idari gözetim kararına itiraz edilebilir.

    Sulh ceza hâkimliğine yapılacak başvuruda yabancının sabit adresi, aile bağları, Türkiye’deki yaşam düzeni, kaçma riskinin bulunmaması ve idari gözetime alternatif yükümlülüklerin yeterli olup olmayacağı özellikle değerlendirilmelidir. Ayrıca yabancı hakkında sınır dışı etme kararı verilmiş ise sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren yedi gün içerisinde idare mahkemesinde iptal davası açılması mümkündür.

    Sınır dışı etme kararına karşı açılacak davada yabancının gönderileceği ülkede karşılaşabileceği riskler, aile hayatı, çocukların üstün yararı, sağlık durumu ve 6458 sayılı Kanun’un 4. ve 55. maddeleri kapsamında sınır dışı edilmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

    SONUÇ

    Ceza infaz kurumundan tahliye edilen veya denetimli serbestlik hükümlerinden yararlanarak cezaevinden ayrılan yabancıların doğrudan ve otomatik olarak geri gönderme merkezine gönderilmesi gerektiğine ilişkin genel bir hukuk kuralı bulunmamaktadır.

    Bununla birlikte yabancının ceza infaz kurumundan ayrılmasının ardından Göç İdaresi tarafından göç hukuku bakımından durumu değerlendirilebilir. Yabancı hakkında sınır dışı etme ve idari gözetim kararı alınması hâlinde kişi geri gönderme merkezine sevk edilebilir.

    Ancak idari gözetim kararının 6458 sayılı Kanun’da belirtilen sebeplere dayanması, kişinin bireysel durumunun değerlendirilmesi ve tedbirin gerekli ve ölçülü olması gerekir. Özellikle cezasını tamamlayan veya denetimli serbestliğe ayrılan yabancının yalnızca geçmiş mahkûmiyeti gerekçe gösterilerek geri gönderme merkezinde tutulması hâlinde, idari gözetim kararının hukuka uygunluğu ayrıntılı olarak incelenmelidir.

    Geri gönderme merkezinde bulunan yabancılar bakımından idari gözetim kararına itiraz ve sınır dışı etme kararına karşı iptal davası süreleri ile uygulanacak hukuki yollar birbirinden farklıdır. Bu nedenle somut olayın özelliklerine göre hukuki sürecin ayrıca değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Ablakat Hukuk Bürosu(Avukat Mehmet Şirin Korkmaz) olarak bu konuda tarafınıza gerekli hukuki hizmet sağlanabilecektir.  

    Avukat Mehmet Şirin Korkmaz

    (Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup somut olayın özelliklerine göre hukuki değerlendirme değişiklik gösterebilir.)

  • BOŞANMA DAVASI AÇILDIĞI ZAMAN YABANCI EŞİN AİLE İKAMET İZNİ İPTAL EDİLİR Mİ?

    BOŞANMA DAVASI AÇILDIĞI ZAMAN YABANCI EŞİN AİLE İKAMET İZNİ İPTAL EDİLİR Mİ?

    Merhaba, ben Avukat Mehmet Şirin Korkmaz. Ablakat Hukuk Bürosu bünyesinde İzmir’de özellikle göç hukuku ve ceza hukuku alanlarında hukuki hizmet vermekteyim.

    Göç hukuku alanında tarafımıza sıkça sorulan sorulardan biri şudur:

    “Türk vatandaşı eşim bana boşanma davası açtı. Aile ikamet iznim hemen iptal edilir mi?”

    Özellikle Türkiye’de aile ikamet izniyle yaşayan yabancılar, boşanma davasının açılmasıyla birlikte ikamet izinlerinin otomatik olarak iptal edileceğini ve derhâl Türkiye’den sınır dışı edileceklerini düşünmektedir. Ancak boşanma davasının açılması ile boşanma kararının kesinleşmesi birbirinden farklı hukuki durumlardır.

    Bu yazımızda boşanma davasının aile ikamet iznine etkisini, boşanma sonrasında yabancı eşin Türkiye’de kalıp kalamayacağını ve kısa dönem ikamet iznine geçiş şartlarını 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında açıklayacağız.

    1. AİLE İKAMET İZNİ NEDİR?

    6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 34. maddesinde aile ikamet izni düzenlenmiştir. Türk vatandaşlarının yabancı eşlerine belirli şartların bulunması hâlinde aile ikamet izni verilebilmektedir. Burada yabancı eşin ikamet hakkının temelinde aile birliğinin korunması bulunmaktadır. Türk vatandaşı eş, aile ikamet izni bakımından “destekleyici” konumundadır.

    Uygulamada yabancı eş, Türk vatandaşıyla evliliğine dayanarak Türkiye’de aile ikamet izni almakta ve yasal olarak Türkiye’de yaşamaktadır. Ancak eşler arasında boşanma sürecinin başlaması hâlinde aile ikamet izninin durumunun ne olacağı ciddi bir hukuki sorun hâline gelebilmektedir.Bu aşamada özellikle yabancı eş tarafından çok dikkatli adımlar atılması gerekmektedir.

    2. BOŞANMA DAVASI AÇILMASI AİLE İKAMET İZNİNİ OTOMATİK OLARAK İPTAL EDER Mİ?

    Hayır. Boşanma davasının açılması tek başına evliliği sona erdirmez. Türk Medeni Kanunu bakımından evlilik, boşanma kararının kesinleşmesiyle sona ermektedir. Bu nedenle eşlerden birinin boşanma davası açmış olması, yabancı eşin aynı gün itibarıyla “boşanmış” kabul edilmesi anlamına gelmez.

    Örneğin Türk vatandaşı bir erkek ile yabancı bir kadın evlidir ve yabancı eş Türkiye’de aile ikamet izniyle yaşamaktadır. Türk vatandaşı eşin boşanma davası açması hâlinde tarafların evliliği dava devam ettiği sürece hukuken devam etmektedir. Dolayısıyla kanaatimizce yalnızca boşanma davasının açılmış olması gerekçe gösterilerek aile ikamet izninin otomatik biçimde iptal edilmesi hukuken tartışmalıdır.

    Uygulamada ise ne yazık ki Göç İdareleri tarafından Boşanma davasının açıldığının tespiti halinde boşanma davasının açılması, İl Göç İdaresi Müdürlüğünün yabancının aile ikamet izni şartlarını yeniden incelemesine ve çoğunlukla ilgili ikameti iptal etmesine neden olabilir. Bu tespit bazen kötü niyetli eş tarafından yapılabilmekte bazen de eşlerin uzun süredir ayrı yaşaması, ortak aile hayatının fiilen sona ermiş olması veya evliliğin yalnızca ikamet izni almak amacıyla yapıldığı yönünde bir ihbar bulunması hâlinde yabancının ikamet dosyası incelemeye alınmaktadır.

    Bu nedenle “boşanma kesinleşmediği sürece Göç İdaresi hiçbir işlem yapamaz” şeklinde kesin bir değerlendirme yapmak doğru değildir. Her dosyanın kendi şartları ayrıca incelenmelidir.

    3. EŞLERİN AYRI YAŞAMASI AİLE İKAMET İZNİNİN İPTALİNE SEBEP OLUR MU?

    Uygulamada en fazla karşılaştığımız sorunlardan biri budur. Eşler boşanma davası devam ederken farklı adreslerde yaşamaya başlayabilmektedir. Türk vatandaşı eş, yabancı eşin aile ikamet izninin iptal edilmesi amacıyla Göç İdaresine dilekçe verebilmekte ve “Artık birlikte yaşamıyoruz, ikametini iptal edin” şeklinde talepte bulunabilmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki Türk vatandaşı eşin tek taraflı talebi, yabancı eşin ikamet iznini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    İkamet izninin verilmesi ve iptal edilmesi idari bir işlemdir. Bu konuda değerlendirme yapma yetkisi ilgili idari makamlara aittir. Bununla birlikte aile ikamet izninin temelinde gerçek bir aile birliğinin bulunması nedeniyle, eşlerin fiilen ayrı yaşaması Göç İdaresi tarafından araştırılabilir. Burada ayrılığın sebebi son derece önemlidir.

    Örneğin yabancı eş; aile içi şiddet nedeniyle ortak konuttan ayrılmışsa, hakkında uzaklaştırma veya koruma kararı bulunuyorsa, Türk vatandaşı eş tarafından evden çıkarılmışsa, boşanma davasında eşinin ağır kusurlu olduğunu ileri sürüyorsa veya müşterek çocuklarıyla birlikte ayrı bir adreste yaşamak zorunda kalmışsa, yalnızca eşlerin farklı adreslerde yaşadığı gerekçesiyle yabancı eşin kötü niyetli veya anlaşmalı evlilik yaptığı, birlikte yaşama niyetlerinin olmadığı sonucuna varılması kanaatimizce hukuken doğru değildir. Tamamen benzer bir konuda karşılaştığımız bir durumda, müvekkil şiddet gördüğü gerekçesi ile boşanma davası açmış, hatta bu konuda ceza mahkemelerine intikal eden şikayetleri olmasına ragmen müvekkilin kocası Göç İdaresine müvekkilin ikametini kötüye kullandığı bu sebeple iptal edilmesini talep etmesi ile ilgili Göç İdaresi tarafından müvekkilin ikameti iptal edilmişti. Bu konuda açtığımız dava her ne kadar ilk derece mahkemesi tarafından reddedilmişse de İzmir Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari  Dava Dairesinin 05.03.2026 Tarihli, 2026/271 Esas ve 2026/515 Karar sayılı ilam ile, “ Dosyanın ve UYAP’ta yapılan sorgulamada elde edilen verilerin birlikte incelenmesinden, davacı ile Türk vatandaşı eşi B.G. arasındaki Denizli 2. Aile Mahkemesinin 2024/679 sayılı esasına kayden davacı tarafından açılan boşanma davası ile davacı lehine verilmiş uzaklaştırma kararlarının bulunduğu, dava dilekçesinde davacı ile eşi arasında davacının şikayeti üzerine yürütülen ceza davalarının derdest olduğunun beyan edildiği, davacının eşinin (destekleyici) davalı idareye sunduğu 09/05/2025 tarihli dilekçede ise eşiyle boşanma aşamasında olduğu, 8 aydır maliki olduğu eve gidemediğinin belirtilerek aile ikamet izninin iptalinin istenildiği, anılan dilekçe doğrultusunda davacının 09/06/2023-09/06/2026 tarihleri arasındaki ikamet izninin “destekleyiciyle birlikte yaşadığını veya yaşama niyeti taşıdığını ortaya koymak” şartının sağlanamadığı gerekçesiyle tesis edilen dava konusu işlemle iptal edilmesi üzerine istinafen bakılan işbu davanın açıldığı, ……. Bakılan davada, davacının ikamet izninin, davalı idarece anlaşmalı evlilik olduğu gerekçesiyle iptal edilmesinin söz konusu olmadığı, davacının ikamet izninin, 6458 sayılı Kanunun 35. maddesinin 3. fıkrası (b) bendi kapsamında, davacı yabancının, Türk vatandaşı eşi ile birlikte yaşama niyeti taşıdığını ortaya koymak şartını sağlamadığı gerekçesiyle tesis edildiğinden, hukuki denetimin bu yönden yapılması gerektiği açıktır. Olayda, söz konusu boşanma davası her ne kadar davacı tarafından açılmış ise de; davacının destekleyicisinden kaynaklı aile içi şiddet mağduru olduğuna dair kuvvetli emareler bulunduğu ve boşanma davasında adli yargı yerince verilecek kararla davacının kusurlu olup olmadığının tespit edilebileceği, dolayısıyla işbu aşamada, söz konusu boşanma davasının, davacının birlikte yaşamama veya yaşama niyeti taşımama gerekçesiyle açıldığının kabul edilmesinin hakkaniyete aykırı olacağı, kaldı ki süreçte davacının boşanma davasından feragat ettiği ve eşi tarafından da feragat nedeniyle verilen karara istinaf başvurusunda bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, dolayısıyla, davacının eşi ile birlikte yaşama niyeti olmadığına dair hukuken kabul edilebilir tespit ve bulgu bulunmaksızın, salt eşinin talebi ve iradesi doğrultusunda tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık, İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.” denilmek suretiyle çok adil bir karar vermiştir. Burada her ne kadar eşler boşanmadan feragat etmişlerse de mahkeme tarafından esasen yabancının iddiaları ve durumu üstünde durularak karar verilmiştir. Fakat burada şunu önemle belirtelim ki müvekkil sınır dışı kararı ve buna istinaden alınan idari gözetim kararına istinaden yaklaşık 4 ay oğlu ile beraber Aydın Geri Gönderme Merkezinde kalmıştır. Bu sebeple yabancının en ufak bir hukuki işini yapması için bile avukat ile hareket etmesi önem taşımaktadır.

    4. BOŞANMA KARARI KESİNLEŞİRSE AİLE İKAMET İZNİ NE OLUR?

    Boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte evlilik hukuken sona ermektedir. Bu durumda yabancı eşin Türk vatandaşıyla evliliğine dayalı aile ikamet izninin hukuki dayanağı ortadan kalkmaktadır. Ancak bu durum, yabancının mutlaka Türkiye’den ayrılacağı veya doğrudan sınır dışı edileceği anlamına gelmez. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, belirli şartları taşıyan yabancı eşlere boşanma sonrasında kısa dönem ikamet iznine geçme imkânı tanımaktadır.

    5. BOŞANAN YABANCI EŞ KISA DÖNEM İKAMET İZNİ ALABİLİR Mİ?

    6458 sayılı Kanun’un 31. maddesine göre, Türk vatandaşıyla evli olan ve boşanma hâlinde en az üç yıl aile ikamet izniyle Türkiye’de kalmış olan yabancılara kısa dönem ikamet izni verilebilir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus bulunmaktadır. Kanun yalnızca “üç yıl evli olma” şartından bahsetmemektedir. Kanunda aranan şart, yabancının en az üç yıl aile ikamet izniyle Türkiye’de kalmış olmasıdır. Bu iki durum birbirinden farklıdır.

    Örneğin yabancı kişi Türk vatandaşıyla beş yıldır evli olabilir. Ancak yalnızca son bir yıldır aile ikamet izniyle Türkiye’de kalıyorsa, kural olarak Kanunda belirtilen üç yıllık aile ikamet izni şartını sağlamamaktadır. Bu nedenle boşanma sonrasında yapılacak ikamet izni başvurularında yalnızca evlilik tarihi değil, yabancının geçmiş ikamet izinleri ve Türkiye’deki yasal kalış geçmişi ayrıntılı şekilde incelenmelidir.

    6. ÜÇ YIL DOLMADAN BOŞANILIRSA YABANCI EŞ TÜRKİYE’DEN ÇIKMAK ZORUNDA MIDIR?

    Bu konuda yabancılar arasında ciddi bir yanlış anlaşılma bulunmaktadır. Üç yıllık aile ikamet izni süresini tamamlamayan yabancı eşin boşanması, yabancının hiçbir şekilde Türkiye’de kalamayacağı anlamına gelmez. Yabancının durumu diğer ikamet izni türleri bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. Yabancının Türkiye’de taşınmazı bulunması, eğitim görmesi, ticari bağlantılarının bulunması veya 6458 sayılı Kanun kapsamında başka bir ikamet izni sebebine sahip olması hâlinde farklı bir ikamet izni türüne başvurulması gündeme gelebilir.

    Ayrıca somut olayın şartlarına göre insani ikamet izni hükümlerinin değerlendirilmesi de gerekebilir. Bu nedenle boşanma davası açılan yabancının ilk yapması gereken işlemlerden biri, mevcut aile ikamet izninin süresini ve geçmiş ikamet kayıtlarını inceletmek olmalıdır. Uygulamada yabancıların en büyük hatalarından biri, boşanma süreci devam ederken hiçbir işlem yapmadan aile ikamet izninin sona ermesini beklemeleridir.

    7. AİLE İÇİ ŞİDDET MAĞDURU YABANCI EŞLERDE ÜÇ YIL ŞARTI VAR MIDIR?

    Hayır. 6458 sayılı Kanun bu konuda yabancı eş lehine önemli bir istisna düzenlemiştir. Yabancı eşin aile içi şiddet nedeniyle mağdur olduğunun ilgili mahkeme kararıyla sabit olması hâlinde, kısa dönem ikamet iznine geçiş bakımından üç yıllık aile ikamet izni şartı aranmaz. Örneğin yabancı kadın veya erkek eş, Türk vatandaşı eşi tarafından fiziksel veya psikolojik şiddete maruz kalmış olabilir. Bu durumda yabancı eşin yalnızca ikamet iznini kaybetme korkusuyla evliliği devam ettirmek zorunda olduğu düşünülemez.

    Ancak burada çok önemli bir hukuki ayrıntı bulunmaktadır: Kanun, aile içi şiddet mağduriyetinin ilgili mahkeme kararıyla sabit olmasını aramaktadır(uygulamada mahkeme kararı ile sabit olması bazen aranmamaktadır). Bu nedenle şiddete maruz kalan yabancı eş bakımından kolluk başvuruları, sağlık raporları, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen koruyucu ve önleyici tedbir kararları ve boşanma dosyasındaki deliller son derece önemlidir. Göç hukuku ile aile hukukunun birlikte yürütülmesi gereken en önemli dosya türlerinden biri budur.

    8. TÜRK VATANDAŞI EŞ “İKAMETİNİ İPTAL ETTİRECEĞİM” DERSE NE OLUR?

    Tarafımıza başvuran yabancı müvekkillerden sıklıkla şu ifadeyi duymaktayız: “Eşim beni Göç İdaresine şikâyet edeceğini ve ikametimi iptal ettireceğini söylüyor.” Öncelikle Türk vatandaşı eşin, yabancı eşin ikamet iznini tek başına iptal etme yetkisi bulunmamaktadır. Türk vatandaşı eş Göç İdaresine başvurabilir, eşlerin ayrı yaşadığını bildirebilir veya aile birliğinin sona erdiğini ileri sürebilir. Ancak ikamet izninin iptali konusunda idari işlem tesis edecek makam Göç İdaresidir. Göç İdaresinin yabancının somut durumunu, evliliğin devam edip etmediğini, boşanma dosyasını ve aile ikamet izni şartlarının devam edip etmediğini değerlendirmesi gerekir. Uygulamada yukarıdaki somut olayda da olduğu gibi çoğunlukla iptal yoluna gidilmektedir.

    Özellikle yabancı eşin aile içi şiddet mağduru olduğu veya Türk vatandaşı eş tarafından ortak konuttan çıkarıldığı durumlarda, Türk vatandaşı eşin tek taraflı beyanı üzerinden işlem yapılması ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle yabancı eşin Göç İdaresi nezdinde kendi durumunu ve ayrılığın gerçek sebebini belgeleriyle açıklaması önemlidir.

    9. BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN AİLE İKAMET İZNİNİN SÜRESİ BİTERSE NE OLUR?

    Kanaatimizce boşanma sürecindeki en riskli durumlardan biri budur. Boşanma davasının devam ediyor olması, süresi biten aile ikamet iznini kendiliğinden uzatmaz. Yabancı eşin ikamet izni süresi yakından takip edilmelidir. Özellikle boşanma davası çekişmeli ise yargılama aylar, hatta yıllar sürebilmektedir(Eğer eşlerden biri sürekli devam ederse ortalama 5-7 sene sürebilecektir).

    Bu süre içerisinde yabancının aile ikamet izninin sona ermesi hâlinde, yabancının Türkiye’deki yasal kalış durumunun yeniden değerlendirilmesi gerekir. Yabancının kısa dönem ikamet iznine geçiş şartlarını taşıyıp taşımadığı veya başka bir ikamet izni türüne başvurup başvuramayacağı incelenmelidir. Aksi hâlde yabancının yasal kalış süresini ihlal etmesi ve ilerleyen süreçte idari yaptırım veya sınır dışı işlemleriyle karşılaşması riski ortaya çıkabilir. Burada yine yabancının yine hazırlıklı olması, alanında uzman bir avukattan mutlaka destek görmesi gerekmektedir. Biz her ne kadar ikamet konusu üstünden hareket ediyorsak da özellikle yabancı eşin boşanma davası ile beraber hak ve alacaklarını, manevi bütünlüğünü koruma durumları da söz konusu olacaktır. Bu sebeple yabancı kişinin davalarını takip etmesi, Türkiye’de kalması büyük önem taşımaktadır(avukatı vasıtası ile de takip edilebilir). Yabancı için bu tür durumlarda 6458 Sayılı Yasada Kısa Dönem İkamet İzni başlığı ile, MADDE 31 – (1) Aşağıda belirtilen yabancılara kısa dönem ikamet izni verilebilir:  …… g) Adli veya idari makamların talep veya kararına bağlı olarak Türkiye’de kalması gerekenler. ….. Şeklinde düzenlenenen maddeye istinaden ilgili Mahkemeden ikamet izni talep etmelidir. Örneğin bu konuda  İzmir 9. Aile Mahkemesi 2026/347 Esastaki dosyanınn 10.06.2026 Tarihli Tensip kararı ile, “6458 sayılı yasanın 31-g düzenlemesi gereği Mahkememiz yargılamasının sürüncemede kalmaması ve kamu düzeninden olan babalık davasının sonuçlanması bakımından, davacı ve çocukların üstün yararı gereği Türkiye’de kalması gerektiği değerlendirilmekle, sınır dışı işlemlerinin tedbiren durdurulmasına ve Mahkememizce aksi yönde karar verilmedikçe davacı ve çocuklara tedbiren dava sonuçlanıncaya kadar kısa dönem ikamet izni verilmesine, -Bu hususta ivedi olarak göç idaresine müzekkere yazılmasına,” demek suretiyle yasal kalış hakkı bile olmayan müvekkil ve çocuklarına ikamet izni verilmişti.

    SONUÇ: BOŞANMA DAVASI AÇILMASI AİLE İKAMET İZNİNİ HEMEN SONA ERDİRMEZ

    Boşanma davasının açılması, yabancı eşin aile ikamet iznini kendiliğinden ve aynı gün sona erdiren bir işlem değildir. Ancak boşanma sürecinin başlaması, eşlerin ayrı yaşamaya başlaması veya Türk vatandaşı eşin Göç İdaresine bildirimde bulunması yabancının ikamet durumunun idari makamlar tarafından yeniden incelenmesine neden olabilir.

    Boşanma kararının kesinleşmesi hâlinde ise yabancının aile ikamet izninin hukuki dayanağı sona erebilir. Türk vatandaşıyla evli yabancının en az üç yıl aile ikamet izniyle Türkiye’de kalmış olması hâlinde kısa dönem ikamet iznine geçiş imkânı bulunmaktadır. Aile içi şiddet mağduru olduğu ilgili mahkeme kararıyla sabit olan yabancılar bakımından ise üç yıllık süre şartı aranmamaktadır. Bu nedenle aile ikamet izni bulunan yabancıların boşanma davası açıldıktan sonra ikamet izinlerinin sona ermesini beklemeden hukuki durumlarını değerlendirmeleri önemlidir.

    Ablakat Hukuk Bürosu(Avukat Mehmet Şirin KORKMAZ)olarak İzmir’de göç hukuku, aile ikamet izni, ikamet izni iptali, boşanma sonrası yabancı eşin ikamet durumu ve sınır dışı işlemleri alanlarında hukuki hizmet vermekteyiz.

    Avukat Mehmet Şirin Korkmaz

  • BİR YABANCI KİŞİNİN KARAKOLDA ŞÜPHELİ OLARAK İFADESİ ALINDIĞI ZAMAN GERİ GÖNDERME MERKEZİNE GÖNDERİLİR Mİ?

    BİR YABANCI KİŞİNİN KARAKOLDA ŞÜPHELİ OLARAK İFADESİ ALINDIĞI ZAMAN GERİ GÖNDERME MERKEZİNE GÖNDERİLİR Mİ?

    Bu soruya mevzuat hükümleri ile uygulamadaki fiilî durum bakımından iki farklı cevap vermek gerekir. Hukuken, bir yabancının yalnızca şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınmış olması, tek başına Geri Gönderme Merkezine gönderilmesi için yeterli bir sebep değildir. Bununla birlikte özellikle son yıllardaki uygulamada, herhangi bir adli olaya şüpheli sıfatıyla karışan yabancıların ifadelerinin alınmasının ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edildiği ve haklarında 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 54/1-d maddesi kapsamında “kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından tehdit oluşturduğu” gerekçesiyle sınır dışı etme işlemleri başlatıldığı sıklıkla görülmektedir. Bu uygulamanın gerekçesi ilgili kolluk görevlilerine sorulduğu zaman İç İşleri Bakanlığı tarafından verilen Genelge gereği denilmektedir.  Bu tabi ki de adil bir yaklaşım değildir ve kanaatimizce fevkalade yanlıştır. Kanaatimizce salt bir ceza soruşturmasının varlığı, yabancının YUKK m.54/1-d anlamında kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından tehdit oluşturduğunun kabulü için tek başına yeterli görülmemelidir. Zira soruşturma makamlarınca henüz suçluluğu tespit edilmemiş bir kişi hakkında, yalnızca şüpheli sıfatına dayanılarak ‘kamu düzeni tehdidi’ kabulü yapılması; işlemin sebep unsuru, ölçülülük ilkesi ve bireyselleştirilmiş değerlendirme yükümlülüğü bakımından ciddi hukuki tartışmalar doğurmaktadır.

     Bu sebeple kişinin ifadesi alındıktan sonra ilgili Cumhuriyet Başsavcısı ile yapılacak görüşme sonrasında kişinin Göç İdaresine verilmeksizin salıverilmesi gerekmektedir. Yabancının Göç İdaresine teslimi de, “Adli olay → Göç İdaresine bildirim/değerlendirme → m.54 kapsamında sınır dışı değerlendirmesi → sınır dışı kararı → m.57 şartlarının ayrıca değerlendirilmesi → idari gözetim → GGM” şeklindeki bir yol haritası izlenmesi gerekiyorken uygulamada ise bu bireyselleştirilmiş değerlendirme çoğu zaman yalnızca yabancı hakkında bir ceza soruşturması bulunmasına indirgenmekte; soruşturmanın niteliği, delil durumu ve yabancının gerçekten kamu düzeni açısından güncel ve somut bir tehdit oluşturup oluşturmadığı yeterince tartışılmadan YUKK m.54/1-d kapsamında işlem tesis edilebilmektedir.

              Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bazen kişi mevcutlu olarak adliyeye getirtilip itham edildiği suça, işleniş şekline ve somut delillere göre 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu madde 100 ve devamı gereği Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından karar verilmek üzere kişi Tutuklama veya Adli Kontrol Talebiyle sevki yapılabilir. İlgili Sulh ceza Hakimliği tarafından kişi hakkında Tutuklama kararı veya CMK madde 109 gereği bir belirli yerlere imza atmak, elektronik kelepçe, yurt dışına çıkış yasağı vb. adli kontrol şartları verilebilir. Burada yabancı için önemli olan tabi ki de yurt dışına çıkış yasağı kararıdır. Aksi durumda ise Yabancı kişi hakkında tutuklama kararı verilmesi durumunda zaten kişi ceza infaz kurumuna(Cezaevi) gönderilir, diğer adli kontrol durumlarında kişi yine Göç İdaresine teslim edilir ve nihayetinde geri gönderme merkezine gönderilir.

              Yazımızın başında kişinin bazı istisnai durumlar ile geri gönderme merkezine gönderilmeksizin salıverilmesini belirtmiştik. Bunlar kısaca;

    • Kişi hakkında hakimlikçe verilen Yurt Dışı Çıkış Yasağı olması durumunda kişi Göç İdaresince ya geri gönderme merkezine gönderilmeksizin salıverilmesi veya geri gönderme merkezine gönderildikten sonra salıverilmesidir. Yabancı hakkında CMK m.109 kapsamında yurt dışına çıkış yasağı bulunması, sınır dışı kararının fiilen uygulanması bakımından önemli bir hukuki engel ve kurumlar arası yetki çatışması doğurabilir. Uygulamada bu durum, yabancının derhâl sınır dışı edilmesini engelleyebilmekte; sınır dışı kararını kendiliğinden hukuka aykırı veya hükümsüz hâle gelmemekle beraber icrası yapılamadığı için kişi çoğunlukla salıverilmektedir.
    • İlgili Göç İdaresi tarafından bazen kişinin uyruğu, ikamet süreci vb. sebepler ile hakkında 6458 Sayılı Yasanın 56. Maddesi gereği kişi 15-30 gün içinde Türkiye’yi Terke Davet edebilir. Normal şartlarda ilgili madde gereği kamu düzenini bozma durumlarında ülkeyi terke davet kararı verilmemesi gerekmektedir. Fakat ilgili Göç İdaresi tarafından bazen böyle kararlar verilebilmektedir.
    • Bununla birlikte kolluk birimleri ile İl Göç İdaresi Müdürlükleri arasındaki bildirim ve sevk uygulamalarının iller ve somut olaylar bakımından yeknesak olmadığı uygulamada gözlemlenmektedir. Bu sebeple bazen kişinin şüpheli olarak ifadesi alındığı zaman Göç İdaresine haber verilmeksizin salıverilme yapılabilmektedir.

    SONUÇ VE TAVSİYE:

              Nihai olarak yabancı bir kişi haksız ithamlar ile veya taksiren ya da kasten işlediği eylemler ile bir ceza soruşturmasına tabi tutulabilecektir. Burada önemli olan Göç Hukukunu ihmal etmemektir. Bu sebeple hem Göç Hukukuna hem de Ceza Hukukuna vakıf bir avukat ile hareket etmeniz büyük önem taşımaktadır. Belki siz veya aileniz hakim karşısında herhangi bir adli kontrol şartı veya tutuklama kararı olmaksızın salıverilmenize sevinebilirsiniz. Fakat Göç Hukuku sizin bu sevincinizi tümden bitirebilir ve sizi çok daha zor bir duruma düşürebilir. Bir yabancının savcılık veya hâkimlik tarafından serbest bırakılması, yabancı bakımından özgürlüğüne kesin olarak kavuştuğu anlamına gelmeyebilir. Ceza muhakemesi yönünden serbest kalan yabancı hakkında aynı olay gerekçe gösterilerek sınır dışı etme ve idari gözetim süreci başlatılabilir. Bu nedenle yabancıların taraf olduğu ceza soruşturmalarında savunmanın yalnızca ceza hukuku bakımından değil, işlemin olası göç hukuku sonuçları bakımından da eş zamanlı yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Ablakat Hukuk Bürosu(Avukat Mehmet Şirin KORKMAZ) olarak bu süreçte sizin yanınızda olabilir, gerekli hukuki hizmeti sağlayabiliriz.

    NOT: Bu yazımız Haziran 2026 Tarihine kadar uygulamalardan ve mevzuatlardan edindiğimiz tecrübelere dayanmaktadır. Göç hukuku dinamik bir alan olduğu için güncel hali için mutlaka alanında uzman bir avukat ile iletişime geçmeniz gerekmektedir.

Hemen Ara