Yazar: Mehmet Şirin Korkmaz

  • BOŞANMA DAVASI AÇILDIĞI ZAMAN YABANCI EŞİN AİLE İKAMET İZNİ İPTAL EDİLİR Mİ?

    BOŞANMA DAVASI AÇILDIĞI ZAMAN YABANCI EŞİN AİLE İKAMET İZNİ İPTAL EDİLİR Mİ?

    Merhaba, ben Avukat Mehmet Şirin Korkmaz. Ablakat Hukuk Bürosu bünyesinde İzmir’de özellikle göç hukuku ve ceza hukuku alanlarında hukuki hizmet vermekteyim.

    Göç hukuku alanında tarafımıza sıkça sorulan sorulardan biri şudur:

    “Türk vatandaşı eşim bana boşanma davası açtı. Aile ikamet iznim hemen iptal edilir mi?”

    Özellikle Türkiye’de aile ikamet izniyle yaşayan yabancılar, boşanma davasının açılmasıyla birlikte ikamet izinlerinin otomatik olarak iptal edileceğini ve derhâl Türkiye’den sınır dışı edileceklerini düşünmektedir. Ancak boşanma davasının açılması ile boşanma kararının kesinleşmesi birbirinden farklı hukuki durumlardır.

    Bu yazımızda boşanma davasının aile ikamet iznine etkisini, boşanma sonrasında yabancı eşin Türkiye’de kalıp kalamayacağını ve kısa dönem ikamet iznine geçiş şartlarını 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında açıklayacağız.

    1. AİLE İKAMET İZNİ NEDİR?

    6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 34. maddesinde aile ikamet izni düzenlenmiştir. Türk vatandaşlarının yabancı eşlerine belirli şartların bulunması hâlinde aile ikamet izni verilebilmektedir. Burada yabancı eşin ikamet hakkının temelinde aile birliğinin korunması bulunmaktadır. Türk vatandaşı eş, aile ikamet izni bakımından “destekleyici” konumundadır.

    Uygulamada yabancı eş, Türk vatandaşıyla evliliğine dayanarak Türkiye’de aile ikamet izni almakta ve yasal olarak Türkiye’de yaşamaktadır. Ancak eşler arasında boşanma sürecinin başlaması hâlinde aile ikamet izninin durumunun ne olacağı ciddi bir hukuki sorun hâline gelebilmektedir.Bu aşamada özellikle yabancı eş tarafından çok dikkatli adımlar atılması gerekmektedir.

    2. BOŞANMA DAVASI AÇILMASI AİLE İKAMET İZNİNİ OTOMATİK OLARAK İPTAL EDER Mİ?

    Hayır. Boşanma davasının açılması tek başına evliliği sona erdirmez. Türk Medeni Kanunu bakımından evlilik, boşanma kararının kesinleşmesiyle sona ermektedir. Bu nedenle eşlerden birinin boşanma davası açmış olması, yabancı eşin aynı gün itibarıyla “boşanmış” kabul edilmesi anlamına gelmez.

    Örneğin Türk vatandaşı bir erkek ile yabancı bir kadın evlidir ve yabancı eş Türkiye’de aile ikamet izniyle yaşamaktadır. Türk vatandaşı eşin boşanma davası açması hâlinde tarafların evliliği dava devam ettiği sürece hukuken devam etmektedir. Dolayısıyla kanaatimizce yalnızca boşanma davasının açılmış olması gerekçe gösterilerek aile ikamet izninin otomatik biçimde iptal edilmesi hukuken tartışmalıdır.

    Uygulamada ise ne yazık ki Göç İdareleri tarafından Boşanma davasının açıldığının tespiti halinde boşanma davasının açılması, İl Göç İdaresi Müdürlüğünün yabancının aile ikamet izni şartlarını yeniden incelemesine ve çoğunlukla ilgili ikameti iptal etmesine neden olabilir. Bu tespit bazen kötü niyetli eş tarafından yapılabilmekte bazen de eşlerin uzun süredir ayrı yaşaması, ortak aile hayatının fiilen sona ermiş olması veya evliliğin yalnızca ikamet izni almak amacıyla yapıldığı yönünde bir ihbar bulunması hâlinde yabancının ikamet dosyası incelemeye alınmaktadır.

    Bu nedenle “boşanma kesinleşmediği sürece Göç İdaresi hiçbir işlem yapamaz” şeklinde kesin bir değerlendirme yapmak doğru değildir. Her dosyanın kendi şartları ayrıca incelenmelidir.

    3. EŞLERİN AYRI YAŞAMASI AİLE İKAMET İZNİNİN İPTALİNE SEBEP OLUR MU?

    Uygulamada en fazla karşılaştığımız sorunlardan biri budur. Eşler boşanma davası devam ederken farklı adreslerde yaşamaya başlayabilmektedir. Türk vatandaşı eş, yabancı eşin aile ikamet izninin iptal edilmesi amacıyla Göç İdaresine dilekçe verebilmekte ve “Artık birlikte yaşamıyoruz, ikametini iptal edin” şeklinde talepte bulunabilmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki Türk vatandaşı eşin tek taraflı talebi, yabancı eşin ikamet iznini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

    İkamet izninin verilmesi ve iptal edilmesi idari bir işlemdir. Bu konuda değerlendirme yapma yetkisi ilgili idari makamlara aittir. Bununla birlikte aile ikamet izninin temelinde gerçek bir aile birliğinin bulunması nedeniyle, eşlerin fiilen ayrı yaşaması Göç İdaresi tarafından araştırılabilir. Burada ayrılığın sebebi son derece önemlidir.

    Örneğin yabancı eş; aile içi şiddet nedeniyle ortak konuttan ayrılmışsa, hakkında uzaklaştırma veya koruma kararı bulunuyorsa, Türk vatandaşı eş tarafından evden çıkarılmışsa, boşanma davasında eşinin ağır kusurlu olduğunu ileri sürüyorsa veya müşterek çocuklarıyla birlikte ayrı bir adreste yaşamak zorunda kalmışsa, yalnızca eşlerin farklı adreslerde yaşadığı gerekçesiyle yabancı eşin kötü niyetli veya anlaşmalı evlilik yaptığı, birlikte yaşama niyetlerinin olmadığı sonucuna varılması kanaatimizce hukuken doğru değildir. Tamamen benzer bir konuda karşılaştığımız bir durumda, müvekkil şiddet gördüğü gerekçesi ile boşanma davası açmış, hatta bu konuda ceza mahkemelerine intikal eden şikayetleri olmasına ragmen müvekkilin kocası Göç İdaresine müvekkilin ikametini kötüye kullandığı bu sebeple iptal edilmesini talep etmesi ile ilgili Göç İdaresi tarafından müvekkilin ikameti iptal edilmişti. Bu konuda açtığımız dava her ne kadar ilk derece mahkemesi tarafından reddedilmişse de İzmir Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari  Dava Dairesinin 05.03.2026 Tarihli, 2026/271 Esas ve 2026/515 Karar sayılı ilam ile, “ Dosyanın ve UYAP’ta yapılan sorgulamada elde edilen verilerin birlikte incelenmesinden, davacı ile Türk vatandaşı eşi B.G. arasındaki Denizli 2. Aile Mahkemesinin 2024/679 sayılı esasına kayden davacı tarafından açılan boşanma davası ile davacı lehine verilmiş uzaklaştırma kararlarının bulunduğu, dava dilekçesinde davacı ile eşi arasında davacının şikayeti üzerine yürütülen ceza davalarının derdest olduğunun beyan edildiği, davacının eşinin (destekleyici) davalı idareye sunduğu 09/05/2025 tarihli dilekçede ise eşiyle boşanma aşamasında olduğu, 8 aydır maliki olduğu eve gidemediğinin belirtilerek aile ikamet izninin iptalinin istenildiği, anılan dilekçe doğrultusunda davacının 09/06/2023-09/06/2026 tarihleri arasındaki ikamet izninin “destekleyiciyle birlikte yaşadığını veya yaşama niyeti taşıdığını ortaya koymak” şartının sağlanamadığı gerekçesiyle tesis edilen dava konusu işlemle iptal edilmesi üzerine istinafen bakılan işbu davanın açıldığı, ……. Bakılan davada, davacının ikamet izninin, davalı idarece anlaşmalı evlilik olduğu gerekçesiyle iptal edilmesinin söz konusu olmadığı, davacının ikamet izninin, 6458 sayılı Kanunun 35. maddesinin 3. fıkrası (b) bendi kapsamında, davacı yabancının, Türk vatandaşı eşi ile birlikte yaşama niyeti taşıdığını ortaya koymak şartını sağlamadığı gerekçesiyle tesis edildiğinden, hukuki denetimin bu yönden yapılması gerektiği açıktır. Olayda, söz konusu boşanma davası her ne kadar davacı tarafından açılmış ise de; davacının destekleyicisinden kaynaklı aile içi şiddet mağduru olduğuna dair kuvvetli emareler bulunduğu ve boşanma davasında adli yargı yerince verilecek kararla davacının kusurlu olup olmadığının tespit edilebileceği, dolayısıyla işbu aşamada, söz konusu boşanma davasının, davacının birlikte yaşamama veya yaşama niyeti taşımama gerekçesiyle açıldığının kabul edilmesinin hakkaniyete aykırı olacağı, kaldı ki süreçte davacının boşanma davasından feragat ettiği ve eşi tarafından da feragat nedeniyle verilen karara istinaf başvurusunda bulunulmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, dolayısıyla, davacının eşi ile birlikte yaşama niyeti olmadığına dair hukuken kabul edilebilir tespit ve bulgu bulunmaksızın, salt eşinin talebi ve iradesi doğrultusunda tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık, İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.” denilmek suretiyle çok adil bir karar vermiştir. Burada her ne kadar eşler boşanmadan feragat etmişlerse de mahkeme tarafından esasen yabancının iddiaları ve durumu üstünde durularak karar verilmiştir. Fakat burada şunu önemle belirtelim ki müvekkil sınır dışı kararı ve buna istinaden alınan idari gözetim kararına istinaden yaklaşık 4 ay oğlu ile beraber Aydın Geri Gönderme Merkezinde kalmıştır. Bu sebeple yabancının en ufak bir hukuki işini yapması için bile avukat ile hareket etmesi önem taşımaktadır.

    4. BOŞANMA KARARI KESİNLEŞİRSE AİLE İKAMET İZNİ NE OLUR?

    Boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte evlilik hukuken sona ermektedir. Bu durumda yabancı eşin Türk vatandaşıyla evliliğine dayalı aile ikamet izninin hukuki dayanağı ortadan kalkmaktadır. Ancak bu durum, yabancının mutlaka Türkiye’den ayrılacağı veya doğrudan sınır dışı edileceği anlamına gelmez. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, belirli şartları taşıyan yabancı eşlere boşanma sonrasında kısa dönem ikamet iznine geçme imkânı tanımaktadır.

    5. BOŞANAN YABANCI EŞ KISA DÖNEM İKAMET İZNİ ALABİLİR Mİ?

    6458 sayılı Kanun’un 31. maddesine göre, Türk vatandaşıyla evli olan ve boşanma hâlinde en az üç yıl aile ikamet izniyle Türkiye’de kalmış olan yabancılara kısa dönem ikamet izni verilebilir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus bulunmaktadır. Kanun yalnızca “üç yıl evli olma” şartından bahsetmemektedir. Kanunda aranan şart, yabancının en az üç yıl aile ikamet izniyle Türkiye’de kalmış olmasıdır. Bu iki durum birbirinden farklıdır.

    Örneğin yabancı kişi Türk vatandaşıyla beş yıldır evli olabilir. Ancak yalnızca son bir yıldır aile ikamet izniyle Türkiye’de kalıyorsa, kural olarak Kanunda belirtilen üç yıllık aile ikamet izni şartını sağlamamaktadır. Bu nedenle boşanma sonrasında yapılacak ikamet izni başvurularında yalnızca evlilik tarihi değil, yabancının geçmiş ikamet izinleri ve Türkiye’deki yasal kalış geçmişi ayrıntılı şekilde incelenmelidir.

    6. ÜÇ YIL DOLMADAN BOŞANILIRSA YABANCI EŞ TÜRKİYE’DEN ÇIKMAK ZORUNDA MIDIR?

    Bu konuda yabancılar arasında ciddi bir yanlış anlaşılma bulunmaktadır. Üç yıllık aile ikamet izni süresini tamamlamayan yabancı eşin boşanması, yabancının hiçbir şekilde Türkiye’de kalamayacağı anlamına gelmez. Yabancının durumu diğer ikamet izni türleri bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. Yabancının Türkiye’de taşınmazı bulunması, eğitim görmesi, ticari bağlantılarının bulunması veya 6458 sayılı Kanun kapsamında başka bir ikamet izni sebebine sahip olması hâlinde farklı bir ikamet izni türüne başvurulması gündeme gelebilir.

    Ayrıca somut olayın şartlarına göre insani ikamet izni hükümlerinin değerlendirilmesi de gerekebilir. Bu nedenle boşanma davası açılan yabancının ilk yapması gereken işlemlerden biri, mevcut aile ikamet izninin süresini ve geçmiş ikamet kayıtlarını inceletmek olmalıdır. Uygulamada yabancıların en büyük hatalarından biri, boşanma süreci devam ederken hiçbir işlem yapmadan aile ikamet izninin sona ermesini beklemeleridir.

    7. AİLE İÇİ ŞİDDET MAĞDURU YABANCI EŞLERDE ÜÇ YIL ŞARTI VAR MIDIR?

    Hayır. 6458 sayılı Kanun bu konuda yabancı eş lehine önemli bir istisna düzenlemiştir. Yabancı eşin aile içi şiddet nedeniyle mağdur olduğunun ilgili mahkeme kararıyla sabit olması hâlinde, kısa dönem ikamet iznine geçiş bakımından üç yıllık aile ikamet izni şartı aranmaz. Örneğin yabancı kadın veya erkek eş, Türk vatandaşı eşi tarafından fiziksel veya psikolojik şiddete maruz kalmış olabilir. Bu durumda yabancı eşin yalnızca ikamet iznini kaybetme korkusuyla evliliği devam ettirmek zorunda olduğu düşünülemez.

    Ancak burada çok önemli bir hukuki ayrıntı bulunmaktadır: Kanun, aile içi şiddet mağduriyetinin ilgili mahkeme kararıyla sabit olmasını aramaktadır(uygulamada mahkeme kararı ile sabit olması bazen aranmamaktadır). Bu nedenle şiddete maruz kalan yabancı eş bakımından kolluk başvuruları, sağlık raporları, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen koruyucu ve önleyici tedbir kararları ve boşanma dosyasındaki deliller son derece önemlidir. Göç hukuku ile aile hukukunun birlikte yürütülmesi gereken en önemli dosya türlerinden biri budur.

    8. TÜRK VATANDAŞI EŞ “İKAMETİNİ İPTAL ETTİRECEĞİM” DERSE NE OLUR?

    Tarafımıza başvuran yabancı müvekkillerden sıklıkla şu ifadeyi duymaktayız: “Eşim beni Göç İdaresine şikâyet edeceğini ve ikametimi iptal ettireceğini söylüyor.” Öncelikle Türk vatandaşı eşin, yabancı eşin ikamet iznini tek başına iptal etme yetkisi bulunmamaktadır. Türk vatandaşı eş Göç İdaresine başvurabilir, eşlerin ayrı yaşadığını bildirebilir veya aile birliğinin sona erdiğini ileri sürebilir. Ancak ikamet izninin iptali konusunda idari işlem tesis edecek makam Göç İdaresidir. Göç İdaresinin yabancının somut durumunu, evliliğin devam edip etmediğini, boşanma dosyasını ve aile ikamet izni şartlarının devam edip etmediğini değerlendirmesi gerekir. Uygulamada yukarıdaki somut olayda da olduğu gibi çoğunlukla iptal yoluna gidilmektedir.

    Özellikle yabancı eşin aile içi şiddet mağduru olduğu veya Türk vatandaşı eş tarafından ortak konuttan çıkarıldığı durumlarda, Türk vatandaşı eşin tek taraflı beyanı üzerinden işlem yapılması ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle yabancı eşin Göç İdaresi nezdinde kendi durumunu ve ayrılığın gerçek sebebini belgeleriyle açıklaması önemlidir.

    9. BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN AİLE İKAMET İZNİNİN SÜRESİ BİTERSE NE OLUR?

    Kanaatimizce boşanma sürecindeki en riskli durumlardan biri budur. Boşanma davasının devam ediyor olması, süresi biten aile ikamet iznini kendiliğinden uzatmaz. Yabancı eşin ikamet izni süresi yakından takip edilmelidir. Özellikle boşanma davası çekişmeli ise yargılama aylar, hatta yıllar sürebilmektedir(Eğer eşlerden biri sürekli devam ederse ortalama 5-7 sene sürebilecektir).

    Bu süre içerisinde yabancının aile ikamet izninin sona ermesi hâlinde, yabancının Türkiye’deki yasal kalış durumunun yeniden değerlendirilmesi gerekir. Yabancının kısa dönem ikamet iznine geçiş şartlarını taşıyıp taşımadığı veya başka bir ikamet izni türüne başvurup başvuramayacağı incelenmelidir. Aksi hâlde yabancının yasal kalış süresini ihlal etmesi ve ilerleyen süreçte idari yaptırım veya sınır dışı işlemleriyle karşılaşması riski ortaya çıkabilir. Burada yine yabancının yine hazırlıklı olması, alanında uzman bir avukattan mutlaka destek görmesi gerekmektedir. Biz her ne kadar ikamet konusu üstünden hareket ediyorsak da özellikle yabancı eşin boşanma davası ile beraber hak ve alacaklarını, manevi bütünlüğünü koruma durumları da söz konusu olacaktır. Bu sebeple yabancı kişinin davalarını takip etmesi, Türkiye’de kalması büyük önem taşımaktadır(avukatı vasıtası ile de takip edilebilir). Yabancı için bu tür durumlarda 6458 Sayılı Yasada Kısa Dönem İkamet İzni başlığı ile, MADDE 31 – (1) Aşağıda belirtilen yabancılara kısa dönem ikamet izni verilebilir:  …… g) Adli veya idari makamların talep veya kararına bağlı olarak Türkiye’de kalması gerekenler. ….. Şeklinde düzenlenenen maddeye istinaden ilgili Mahkemeden ikamet izni talep etmelidir. Örneğin bu konuda  İzmir 9. Aile Mahkemesi 2026/347 Esastaki dosyanınn 10.06.2026 Tarihli Tensip kararı ile, “6458 sayılı yasanın 31-g düzenlemesi gereği Mahkememiz yargılamasının sürüncemede kalmaması ve kamu düzeninden olan babalık davasının sonuçlanması bakımından, davacı ve çocukların üstün yararı gereği Türkiye’de kalması gerektiği değerlendirilmekle, sınır dışı işlemlerinin tedbiren durdurulmasına ve Mahkememizce aksi yönde karar verilmedikçe davacı ve çocuklara tedbiren dava sonuçlanıncaya kadar kısa dönem ikamet izni verilmesine, -Bu hususta ivedi olarak göç idaresine müzekkere yazılmasına,” demek suretiyle yasal kalış hakkı bile olmayan müvekkil ve çocuklarına ikamet izni verilmişti.

    SONUÇ: BOŞANMA DAVASI AÇILMASI AİLE İKAMET İZNİNİ HEMEN SONA ERDİRMEZ

    Boşanma davasının açılması, yabancı eşin aile ikamet iznini kendiliğinden ve aynı gün sona erdiren bir işlem değildir. Ancak boşanma sürecinin başlaması, eşlerin ayrı yaşamaya başlaması veya Türk vatandaşı eşin Göç İdaresine bildirimde bulunması yabancının ikamet durumunun idari makamlar tarafından yeniden incelenmesine neden olabilir.

    Boşanma kararının kesinleşmesi hâlinde ise yabancının aile ikamet izninin hukuki dayanağı sona erebilir. Türk vatandaşıyla evli yabancının en az üç yıl aile ikamet izniyle Türkiye’de kalmış olması hâlinde kısa dönem ikamet iznine geçiş imkânı bulunmaktadır. Aile içi şiddet mağduru olduğu ilgili mahkeme kararıyla sabit olan yabancılar bakımından ise üç yıllık süre şartı aranmamaktadır. Bu nedenle aile ikamet izni bulunan yabancıların boşanma davası açıldıktan sonra ikamet izinlerinin sona ermesini beklemeden hukuki durumlarını değerlendirmeleri önemlidir.

    Ablakat Hukuk Bürosu(Avukat Mehmet Şirin KORKMAZ)olarak İzmir’de göç hukuku, aile ikamet izni, ikamet izni iptali, boşanma sonrası yabancı eşin ikamet durumu ve sınır dışı işlemleri alanlarında hukuki hizmet vermekteyiz.

    Avukat Mehmet Şirin Korkmaz

  • BİR YABANCI KİŞİNİN KARAKOLDA ŞÜPHELİ OLARAK İFADESİ ALINDIĞI ZAMAN GERİ GÖNDERME MERKEZİNE GÖNDERİLİR Mİ?

    BİR YABANCI KİŞİNİN KARAKOLDA ŞÜPHELİ OLARAK İFADESİ ALINDIĞI ZAMAN GERİ GÖNDERME MERKEZİNE GÖNDERİLİR Mİ?

    Bu soruya mevzuat hükümleri ile uygulamadaki fiilî durum bakımından iki farklı cevap vermek gerekir. Hukuken, bir yabancının yalnızca şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınmış olması, tek başına Geri Gönderme Merkezine gönderilmesi için yeterli bir sebep değildir. Bununla birlikte özellikle son yıllardaki uygulamada, herhangi bir adli olaya şüpheli sıfatıyla karışan yabancıların ifadelerinin alınmasının ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edildiği ve haklarında 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 54/1-d maddesi kapsamında “kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından tehdit oluşturduğu” gerekçesiyle sınır dışı etme işlemleri başlatıldığı sıklıkla görülmektedir. Bu uygulamanın gerekçesi ilgili kolluk görevlilerine sorulduğu zaman İç İşleri Bakanlığı tarafından verilen Genelge gereği denilmektedir.  Bu tabi ki de adil bir yaklaşım değildir ve kanaatimizce fevkalade yanlıştır. Kanaatimizce salt bir ceza soruşturmasının varlığı, yabancının YUKK m.54/1-d anlamında kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından tehdit oluşturduğunun kabulü için tek başına yeterli görülmemelidir. Zira soruşturma makamlarınca henüz suçluluğu tespit edilmemiş bir kişi hakkında, yalnızca şüpheli sıfatına dayanılarak ‘kamu düzeni tehdidi’ kabulü yapılması; işlemin sebep unsuru, ölçülülük ilkesi ve bireyselleştirilmiş değerlendirme yükümlülüğü bakımından ciddi hukuki tartışmalar doğurmaktadır.

     Bu sebeple kişinin ifadesi alındıktan sonra ilgili Cumhuriyet Başsavcısı ile yapılacak görüşme sonrasında kişinin Göç İdaresine verilmeksizin salıverilmesi gerekmektedir. Yabancının Göç İdaresine teslimi de, “Adli olay → Göç İdaresine bildirim/değerlendirme → m.54 kapsamında sınır dışı değerlendirmesi → sınır dışı kararı → m.57 şartlarının ayrıca değerlendirilmesi → idari gözetim → GGM” şeklindeki bir yol haritası izlenmesi gerekiyorken uygulamada ise bu bireyselleştirilmiş değerlendirme çoğu zaman yalnızca yabancı hakkında bir ceza soruşturması bulunmasına indirgenmekte; soruşturmanın niteliği, delil durumu ve yabancının gerçekten kamu düzeni açısından güncel ve somut bir tehdit oluşturup oluşturmadığı yeterince tartışılmadan YUKK m.54/1-d kapsamında işlem tesis edilebilmektedir.

              Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bazen kişi mevcutlu olarak adliyeye getirtilip itham edildiği suça, işleniş şekline ve somut delillere göre 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu madde 100 ve devamı gereği Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından karar verilmek üzere kişi Tutuklama veya Adli Kontrol Talebiyle sevki yapılabilir. İlgili Sulh ceza Hakimliği tarafından kişi hakkında Tutuklama kararı veya CMK madde 109 gereği bir belirli yerlere imza atmak, elektronik kelepçe, yurt dışına çıkış yasağı vb. adli kontrol şartları verilebilir. Burada yabancı için önemli olan tabi ki de yurt dışına çıkış yasağı kararıdır. Aksi durumda ise Yabancı kişi hakkında tutuklama kararı verilmesi durumunda zaten kişi ceza infaz kurumuna(Cezaevi) gönderilir, diğer adli kontrol durumlarında kişi yine Göç İdaresine teslim edilir ve nihayetinde geri gönderme merkezine gönderilir.

              Yazımızın başında kişinin bazı istisnai durumlar ile geri gönderme merkezine gönderilmeksizin salıverilmesini belirtmiştik. Bunlar kısaca;

    • Kişi hakkında hakimlikçe verilen Yurt Dışı Çıkış Yasağı olması durumunda kişi Göç İdaresince ya geri gönderme merkezine gönderilmeksizin salıverilmesi veya geri gönderme merkezine gönderildikten sonra salıverilmesidir. Yabancı hakkında CMK m.109 kapsamında yurt dışına çıkış yasağı bulunması, sınır dışı kararının fiilen uygulanması bakımından önemli bir hukuki engel ve kurumlar arası yetki çatışması doğurabilir. Uygulamada bu durum, yabancının derhâl sınır dışı edilmesini engelleyebilmekte; sınır dışı kararını kendiliğinden hukuka aykırı veya hükümsüz hâle gelmemekle beraber icrası yapılamadığı için kişi çoğunlukla salıverilmektedir.
    • İlgili Göç İdaresi tarafından bazen kişinin uyruğu, ikamet süreci vb. sebepler ile hakkında 6458 Sayılı Yasanın 56. Maddesi gereği kişi 15-30 gün içinde Türkiye’yi Terke Davet edebilir. Normal şartlarda ilgili madde gereği kamu düzenini bozma durumlarında ülkeyi terke davet kararı verilmemesi gerekmektedir. Fakat ilgili Göç İdaresi tarafından bazen böyle kararlar verilebilmektedir.
    • Bununla birlikte kolluk birimleri ile İl Göç İdaresi Müdürlükleri arasındaki bildirim ve sevk uygulamalarının iller ve somut olaylar bakımından yeknesak olmadığı uygulamada gözlemlenmektedir. Bu sebeple bazen kişinin şüpheli olarak ifadesi alındığı zaman Göç İdaresine haber verilmeksizin salıverilme yapılabilmektedir.

    SONUÇ VE TAVSİYE:

              Nihai olarak yabancı bir kişi haksız ithamlar ile veya taksiren ya da kasten işlediği eylemler ile bir ceza soruşturmasına tabi tutulabilecektir. Burada önemli olan Göç Hukukunu ihmal etmemektir. Bu sebeple hem Göç Hukukuna hem de Ceza Hukukuna vakıf bir avukat ile hareket etmeniz büyük önem taşımaktadır. Belki siz veya aileniz hakim karşısında herhangi bir adli kontrol şartı veya tutuklama kararı olmaksızın salıverilmenize sevinebilirsiniz. Fakat Göç Hukuku sizin bu sevincinizi tümden bitirebilir ve sizi çok daha zor bir duruma düşürebilir. Bir yabancının savcılık veya hâkimlik tarafından serbest bırakılması, yabancı bakımından özgürlüğüne kesin olarak kavuştuğu anlamına gelmeyebilir. Ceza muhakemesi yönünden serbest kalan yabancı hakkında aynı olay gerekçe gösterilerek sınır dışı etme ve idari gözetim süreci başlatılabilir. Bu nedenle yabancıların taraf olduğu ceza soruşturmalarında savunmanın yalnızca ceza hukuku bakımından değil, işlemin olası göç hukuku sonuçları bakımından da eş zamanlı yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Ablakat Hukuk Bürosu(Avukat Mehmet Şirin KORKMAZ) olarak bu süreçte sizin yanınızda olabilir, gerekli hukuki hizmeti sağlayabiliriz.

    NOT: Bu yazımız Haziran 2026 Tarihine kadar uygulamalardan ve mevzuatlardan edindiğimiz tecrübelere dayanmaktadır. Göç hukuku dinamik bir alan olduğu için güncel hali için mutlaka alanında uzman bir avukat ile iletişime geçmeniz gerekmektedir.

  • INTERPOL BÜLTENLERİ VE RENK KODLARI NEDİR?

    INTERPOL BÜLTENLERİ VE RENK KODLARI NEDİR?

    MERHABA BEN AVUKAT MEHMET ŞİRİN KORKMAZ(ABLAKAT HUKUK BÜROSU). İZMİR İLİNDE ÖZELLİKLE İZMİR GÖÇ AVUKATI VE CEZA AVUKATI OLARAK HUKUKİ HİZMET VERMEKTEYİM. BU YAZIMDA SON 3-4 SENEDİR  SIKÇA RASTLADIĞIMIZ VE TÜRKİYE’DEKİ YABANCILARI VEYA GELMEK İSTEYEN YABANCILARI YAKINDAN İLGİLENDİREN INTERPOL BÜLTENLERİ, “M” KODLARI, 6458 SAYILI YABANCI KANUNU ÇERÇESİNDEKİ DURUMU, SUÇLULARIN İADESİ (EKSTRADİSYON) SÜRECİ HAKKINDA BİLGİ VERECEĞİZ:

    (İnterpol Kaydı, 6458 Sayılı YUKK ve 6706 Sayılı Yasa Ekseninde Sınır Dışı ve Geri İade Prosedürleri Müvekkil Bilgilendirme Rehberi)

    1. INTERPOL BÜLTENLERİ VE RENK KODLARI NEDİR?

    Interpol (Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı), üye ülkelerin adli makamları arasında suçlu takibini ve bilgi paylaşımını sağlayan uluslararası bir ağdır. Ülkeler aradıkları kişiler için şu temel bültenleri çıkarır:

    • Kırmızı Bülten (Red Notice): Kendi ülkesinde hakkında tutuklama kararı veya kesinleşmiş hapis cezası olan kişilerin, iade edilmek (ekstradisyon) amacıyla dünya genelinde yakalanması için çıkarılan en ciddi bültendir. (Not: Interpol üyesi her devlet, kişi hakkında uygulanacak yakalama veya geçici tutuklama tedbirini kendi iç hukukuna göre değerlendirir.)
    • Mavi Bülten (Blue Notice): Bir suç soruşturması kapsamında şüpheli, tanık veya mağdur olan kişilerin kimlik ve konum bilgilerinin tespiti için yayınlanır.
    • Diffusion (Arama/Yayma Mesajı): Kırmızı Bülten süreçleri bürokratik olarak aylar sürebildiği için, devletlerin Interpol ağı üzerinden diğer ülkelere doğrudan ve hızlıca gönderdiği acil arama mesajıdır. Diffusion, hukuki niteliği bakımından Kırmızı Bülten ile aynı araç değildir. Bununla birlikte uygulamada kişinin Türkiye’de tespit edilmesi, yakalanması ve hakkında uluslararası adli iş birliği sürecinin başlatılması bakımından son derece ciddi sonuçlar doğurabilir.

    2. INTERPOL BAĞLANTILI “M” TAHDİT KODLARI VE ANLAMLARI

    Türkiye Cumhuriyeti, Emniyet ve Göç İdaresi sistemlerinde uluslararası suç şüphesi, iade talepleri veya Interpol kayıtları bulunan yabancıları takip etmek amacıyla pasaport sicillerine “M” (Muhtelif/Müteferrik) serisi tahdit kodları koymaktadır. Uygulamada Interpol kayıtları, yabancı devlet arama talepleri veya uluslararası adli iş birliği süreçleriyle bağlantılı olarak yabancılar hakkında çeşitli tahdit ve veri kodları oluşturulabilmektedir. Kodun yalnızca harf ve numarasından hareketle hukuki sonuç çıkarmak her zaman mümkün değildir. Kodun dayanağı, tesis eden makam ve kodun arkasındaki istihbari veya adli kayıt ayrıca incelenmelidir. Müvekkillerin en çok karşılaştığı “M” kodları şunlardır(diğerleri için de tarafımız ile iletişime geçebilirsiniz):

    • M-26 Tahdit Kodu (İade Talebiyle Arananlar): Hakkında yabancı bir devlet tarafından resmi olarak suçlu iadesi (ekstradisyon) talep edilen veya uluslararası düzeyde arama kaydı bulunan yabancılara konulur. Bu tür kayıtların kolluk sisteminde görülmesi hâlinde kişi hakkında kaydın niteliğine göre yakalama, kimlik ve kayıt incelemesi, adli makamlarla irtibat kurulması veya iade amacıyla geçici tutuklama sürecinin başlatılması gündeme gelebilir.
    •  
    • M-34 Tahdit Kodu (Uluslararası Suç Şüphesi): Kişinin Interpol bültenlerinde, yabancı istihbarat raporlarında veya sınır aşan organize suç örgütleriyle (kara para aklama, kaçakçılık, siber suçlar vb.) ilişkili olabileceğine dair şüphe barındıran kayıtlarda adının geçmesi durumunda konulur.
    •  
    • G-87 Tahdit Kodu (Genel Kamu Güvenliği): Interpol Kırmızı veya Mavi bülteni olan neredeyse her yabancıya Göç İdaresi tarafından kişinin Türkiye için bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu varsayan koddur. Uygulamada genelde Göç İdaresi tarafından Interpol Kırmızı veya Mavi bülteni olan yabancıya otomatik olarak bu kod da konulmaktadır.

    3. 6458 SAYILI YASA (YUKK) KAPSAMINDA HUKUKİ DURUMUNUZ VE RİSKLER

    Hakkınızda bir Interpol bülteni veya “M” serisi tahdit kodu bulunması, Türkiye’deki yasal statünüzü doğrudan ve tamamen 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) kapsamına sokar:

    • Türkiye’ye Giriş Yasağı ve İptaller (YUKK Madde 9): Kamu güvenliği tehdidi gerekçesiyle Türkiye’ye girişinize izin verilmez; ülke içindeyseniz mevcut ikamet izniniz iptal edilir ve vize muafiyetiniz kaldırılır. Eğer Türk bir aileniz var ise, ikametiniz Aile İkameti ise ikametiniz sebepsiz yere iptal ediliyorsa bu konuda yapacağınız ilk şey bir avukatın hizmetinden faydalanıp ilgili Göç İdaresindeki iptal gerekçesini öğrenmeye çalışmanızdır. Aksi durumda geçici tutuklama veya sınır dışı edilmek amacı ile idari gözetim süreçlerine dahil olabilirsiniz. Bu durumda kendinizi savunma süreciniz ciddi bir şekilde aksayabilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken şey Mavi Kimlik sahibi olsanız bile aynı prosedüre tabi tutulacağınızdır. Aynı şekilde yabancı vatandaşlık yanında Türk Vatandaşlığınız da var ise hakkınızdaki bu kodlar vatandaşlığınızın iptal edilmesine bile sebep olacaktır. Buna karşı da aynı zamanda dava açmanız gerekmektedir.
    •  
    • Sınır Dışı Etme (Deport) Kararı (YUKK Madde 54): Valilikler, haklarında Interpol Kırmızı Bülteni olan veya M-26/M-34 kodu bulunan yabancılar hakkında YUKK 54/1-b ve 54/1-d (kamu güvenliği tehdidi) maddeleri uyarınca sınır dışı etme kararı tesis edilmesine dayanak oluşturabilmektedir(genelde uygulanmaktadır). Bilindiği üzere göç hukuku alanı, devletin egemenlik hakkı ile doğrudan bağlantılı olup bu sebeple Göç İdareleri bu konuda oldukça güçlü ve geniş yetkilidir. Örneğin her ne kadar Mavi Bülten ile aranan birisinin sadece yer tespiti gibi bir durumun yapılması isteniyorsa da Göç İdaresi tarafaından kişi doğrudan kamu için bir tehlike sayılabilmekte ve hakkında ivedi bir şekilde sınır dışı prosedürü başlatılabilmektedir. İnterpol kodları ve konuları bunlara istinaden yapılan işlemler ceza hukukunu ve doğal olarak 6706 Sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’nunu doğrudan ilgilendirmekle beraber bazen 6458 Sayılı Yabancı ve Uluslararası Koruma Kanunu ile beraber ortaya çıkabilmektedir. Bu konuda edindiğimiz tecrübelere dayanarak söyleyebiliriz ki müvekkili Göç İdaresinde, Geri Gönderme Merkezlerinde savunmak Suçluların İadesi sürecinde savunmaktan çok daha zordur. Göç Hukuku, mücadele etmenin çok daha fazla olduğu bir alandır.
    •  
    • İdari Gözetim Kararı ve GGM (YUKK Madde 57): Deport işlemleri tamamlanana kadar yabancılar, Geri Gönderme Merkezlerinde (GGM) idari gözetim altında tutulur. Bu süre en fazla 6+6 ay olabilir. Daha önceki yazılarımızda ayrıntılı bilgiler edinebilirsiniz fakat uygulamada karşılaştığımız hususları burda ayrıca belirtmemiz gerekmektedir. Her ne kadar Kanun gereği idari gözetim süresi 6+6 ay olarak geçiyorsa da uygulamada özellikle İnterpol kodları sebebi ile hakkında sınır dışı ve idari gözetim kararı verilen yabancılar bu süreden çok daha fazla kalabilmektedirler(herkes için olmamakla beraber çoğunlukla karşılanmaktadır). Bu kanunen imkansız olsa bile ne yazık ki Göç İdareleri tarafından bu uygulama çokça yapılmaktadır. Özellikle yabancı kişinin bir senesi dolduktan sonra kişinin ailesi GGM önünde beklemesine rağmen veya avukatı GGM içinde beklemesine rağmen yabancı kişi hastaneye götürülüp salıverileceği bahanesi ile kurumdan çıkartılıyor ve devamında kişiden haber alınamıyor ta ki gönderildiği geri GGM’de avukatını veya ailesini arayana kadar. Kişinin taransfer edildiği geri gönderme merkezinde yeniden oluşturulan dosyası incelendiği zaman ilgili göç idareleri tarafından verilen idari gözetim kararları mantığın Kabul edemeyeceği türlerden olabilmektedir. Örneğin karşılaştığımız bir durumda hem Polonya hem İsveç vatandaşı olan bir müvekkil İsveç vatandaşı olaral hakkında konulan M koduna istinaden bir sene idari gözetim altına alınmış, süresi bittikten sonra ilgili Göç İdaresi tarafından kişi başka bir geri gönderme merkezine transer edildi. İkinci Göç idaresi tarafından bu sefer aynı gerekçe ile müvekkilin Polonya vatandaşlığı üzerinden M kodu olduğu için yeniden idari gözetim kararı verilmişti. Müvekkilin bahsettiğimiz tüm bilgileri Göç İdaresinde olmasına ragmen sırf salıverilmemek için müvekkil böyle bir usule tabi tutulmuştur. Bu konuda benzer durumlarla karşılaşan kişilerin yazımıza yorum yapmalarını rica ederiz.
    •  
    •               İdari gözetimde geçen sürenin yabancının ülkesine sınır dışı veya iade edilmesi halinde gönderildiği ülkedeki cezasından MAHSUP hususunda da açıklama yapmamız gerekmektedir. Her ne kadar yabancının Suçluların İadesi sürecinde Geçici Tutuklama tedbiri ile cezaevinde geçirdiği süre gönderildiği ülkede aldığı cezadan mahsup edilebiliyorsa da geri gönderme merkezinde idari gözetimde geçen sürenin mahsubunun sağlanması zor olabilmektedir. İdari gözetim idari bir tedbir olmasına ragmen gerek Anayasa Mahkemesi gerekse de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından hürriyeti bağlayıcı bir tedbir olarak Kabul edilmektedir. İdari gözetimde geçirilen sürenin, kişinin iade edildiği devlette mahkûm olduğu cezadan mahsup edilip edilmeyeceği, ilgili devletin iç hukukuna göre ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle Türkiye’deki fiili özgürlükten yoksun bırakma süresinin ve GGM koşullarının belgelendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle kişi idari gözetim altındayken oda arkadaşları vasıtası ile kaldıkları yerin nasıl bir yer olduğu, nasıl bir yaşamları olduğu konusunda bir tutanak tutmaları önemli olacaktır. Aynı şekilde kişi gönderildiği zaman ilgili idareden ne kadar süre ile idari gözetim altında kaldığına ilişkin karekodlu veya ıslak imzalı bir evrak alması elzemdir. Bunlar yapılmamışsa avukatınız vasıtası ile bu eksiklerin tamamlatılması istenebilecektir.

    4. SUÇLULARIN GERİ İADESİ (EKSTRADİSYON) PROSEDÜRÜ NASIL İŞLER?

    Hakkında Kırmızı Bülten ve M-26 tahdit kodu olan bir yabancının karşı karşıya kalacağı en büyük yasal süreç, talep eden ülkeye “Geri İade” (Ekstradisyon) prosedürüdür. Türkiye’de bu süreç, 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu hükümlerine göre ve son derece sıkı hukuki şartlar altında yürütülür:

    A. Geçici Tutuklama ve Adli Sürecin Başlaması

    Kişi Interpol kaydıyla yakalandığında, Adalet Bakanlığı’nın onayıyla iade evrakları gelene kadar yakalandığı yer Sulh Ceza Hakimliği tarafından 40 Güne Kadar “Geçici Tutuklama” kararı verilebilir(Türkiye için). Talep eden devletin iade evraklarını (iddainame, kesinleşmiş hüküm vb.) resmi olarak Türkiye’ye iletmesi için genellikle 40 güne kadar yasal bir süre tanınır.

    B. Ağır Ceza Mahkemesi’nde İade Edilebilirlik Yargılaması

    İade süreci Göç İdaresi’nin yürüttüğü idari deporttan tamamen farklıdır. Kişinin yakalandığı yerdeki Ağır Ceza Mahkemesi, yabancının talep eden ülkeye iade edilip edilemeyeceğine karar vermek üzere bir adli yargılama başlatır. Mahkeme şu yasal şartları denetler:

    • Çifte Cezalandırılabilirlik: İadeye konu olan suçun hem Türkiye hem de talep eden ülke kanunlarında suç teşkil etmesi gerekir.
    • Asgari Ceza Sınırı: Suçun, her iki ülke kanunlarına göre de üst sınırının en az 1 yıl hapis cezası olması şarttır. 6706 m.10 bakımından ayrıca kesinleşmiş mahkûmiyet kararları için hükmolunan cezanın en az dört ay hürriyeti bağlayıcı ceza olması gerekir.
    • Siyasi ve Askeri Suç İstisnası: Sırf siyasi veya askeri nitelikteki suçlar ya da düşünce suçları sebebiyle suçluların iadesi talebi Türkiye tarafından reddedilir.
    • 6706 m.11/4’e göre uzun zamandan beri Türkiye’de bulunma, evli olma gibi kişisel hâller nedeniyle iadenin kişinin kendisini veya ailesini fiilin ağırlığıyla orantısız şekilde mağdur edecek olması hâlinde iade talebi reddedilebilir.

    C. İade Kararının Kesinleşmesi ve Cumhurbaşkanı Onayı

    Ağır Ceza Mahkemesi “iade edilebilir” kararı verirse, bu karara karşı Yargıtay nezdinde temyiz yolu açıktır. Yargıtay kararı onasa dahi, iadenin fiilen gerçekleşebilmesi için son aşamada Cumhurbaşkanı’nın onayı gerekmektedir (6706 sayılı Kanun Md. 19).

    5. GERİ GÖNDERME YASAĞI: İADE VE DEPORT SÜREÇLERİNİN EN MUTLAK SINIRI

    İster Göç İdaresi’nin deport (sınır dışı) süreci olsun, ister Ağır Ceza Mahkemesi’nin yürüttüğü Geri İade (Ekstradisyon) yargılaması olsun; Türk hukukunun çiğneyemeyeceği en üst kalkan YUKK 4. maddesi ve uluslararası sözleşmelerde yer alan Geri Gönderme Yasağı’dır:

    ÖNEMLİ HUKUKİ GÜVENCE: Eğer talep eden ülkeye geri iade edildiğinizde işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı bir muameleye tabi tutulacaksanız, hayati tehlikeniz varsa veya sırf ırkınız, dininiz, etnik kökeniniz veya siyasi fikirleriniz sebebiyle haksız bir yargılamaya maruz kalacaksanız; Ağır Ceza Mahkemesi iade talebini REDDETMEK zorundadır. Hakkınızda Kırmızı Bülten veya M-26 kodu olması bu korumayı ortadan kaldırmaz.

    6. BİLMEDEN VEYA SİYASİ SAİKLERLE BU SÜREÇLER BAŞLATILABİLİR Mİ?

    Evet, uygulamada özellikle insan hakları karnesi zayıf ülkelerin, muhalif iş insanlarını veya siyasi sığınmacıları cezalandırmak amacıyla uydurma adli suç iddialarıyla (dolandırıcılık, kaçakçılık vb.) Interpol üzerinden Kırmızı Bülten çıkardığı ve resmi geri iade talebinde bulunduğu bilinmektedir. Türkiye’deki makamlar ilk aşamada bu taleplerin siyasi arka planını bilmediği için pasaportunuza otomatik olarak M-26/M-34 kodları işlenmekte ve hakkınızda adli iade süreci tetiklenmektedir.

    7. İADE PROSEDÜRÜNE VE DEPORT KARARLARINA KARŞI HUKUKİ ÇÖZÜM YOLLARI

    Karşı karşıya kaldığınız adli ve idari kıskaca karşı eş zamanlı olarak şu profesyonel adımlar atılmalıdır:

    • Ağır Ceza Mahkemesinde Savunma: Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki iade yargılamasında, suçlamaların siyasi nitelikte olduğu, menşe ülkedeki insan hakları ihlalleri ve adil yargılanma yoksunluğu uluslararası raporlarla kanıtlanarak ve Türkiye’deki kalma süresi, aile bütünlüğü gibi durumlar da dile getirilerek iade talebinin reddi istenir.
    •  
    • Deport Kararına Karşı İptal Davası (7 Gün): Valiliğin idari sınır dışı kararına karşı 7 gün içinde İdare Mahkemesinde dava açılır. YUKK m.53/3 uyarınca, yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde ve süresinde dava açılması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar sınır dışı işlemi gerçekleştirilemez. Aynı şekilde eğer vatandaşlık da iptal edilmişse kişi için bu iptale karşı da dava açılır ve esas sınır dışı davasında bu durum bekletici mesele yapılabilecektir. Yine ilgili interpol ve Göç İdaresi kodlarının kaldırılması için dava açılmalı ve bu davaların sınır dışı dosyasına bildirilmek suretiyle ilgili davada bekletici mesele yapılması sağlanabilir.
    • İlgili Kodların İptalinin Sağlanması: Öncelikle CCF(Commission for the Control of INTERPOL’s Files; İnterpol Dosyaları Kontrol Komisyonu) Başvurusu (Interpol) Fransa/Lyon’daki komisyona başvurularak, bültenin arkasındaki asılsız iddialar sunulur ve Kırmızı Bültenin Interpol sisteminden tamamen silinmesi talep edilir. Eğer bu talep olumlu görülürse ilgili evraklar hemen Türk Makamlarına bildirilmek suretiyle kişi için sınır dışı kararının geri çekilmesi ve geri gönderme merkezinden çıkarılması sağlanabilecektir. Aynı şekilde Tahdit kodunun hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle İdare Mahkemesinde dava açılmalıdır. Tahdit kaydının kaldırılmasına yönelik davada yetkili idare mahkemesi belirlenirken kodu tesis eden idari makam ve dava konusu işlemin niteliği ayrıca incelenmelidir. Uygulamada Göç İdaresi Başkanlığı merkez işlemlerine karşı Ankara idare mahkemelerinde dava açılması gündeme gelebilmektedir. Dava açma süresi, kodun öğrenilmesinden (Örn: Sınır kapısında kişiye tebliğ edilmesi veya ikamet izni reddinde kodun yazılı olarak bildirilmesi) itibaren 60 gündür. Dava mutlaka “Yürütmeyi Durdurma” talepli açılmalıdır. Kişinin Türkiye’de düzeni, ailesi veya işi varsa, kodun varlığı sebebiyle her an deport edilme veya GGM’ye alınma riski doğacağından, telafisi güç zararların oluşmaması adına mahkemeden acilen yürütmeyi durdurma kararı istenir. Bazen kişi hakkında konulan İnterpol kodları güncelliğini de yitirmiş olabilir, bu durumda ilgili mahkeme kodu kaldırabilecektir.
    •  

    SONUÇ VE UYARI

    Hakkınızda bir Interpol bülteninin, M-26/M-34 kodlarının bulunması veya hakkınızda bir geri iade prosedürünün başlatılması, yasal haklarınızı kaybettiğiniz anlamına gelmez. Böyle bir risk altındaysanız veya adli mercilerce iade işlemleri başlatıldıysa, hürriyetinizi korumak ve iade sürecini durdurmak için vakit kaybetmeden bu alanda uzman bir Göçmenlik ve Ulusal ve Uluslararası Ceza Hukuku Avukatından profesyonel destek almalısınız. Bu konuda Ablakat Hukuk Bürosu(Avukat Mehmet Şirin Korkmaz) olarak tarafınıza tecrübe ve bilgi ile gerekli hukuki hizmet verileceltir. Ayrıntılı bilgi için tarafımıza ulaşabilirsiniz.

    İnterpol Kodu, İzmir Göç Avukatı, Sınır dışı davaları, Avukat Mehmet Şirin KORKMAZ

Call Now Button